top of page

Haddini Aş Hikayeleri: Devrim Danyal

Güncelleme tarihi: 31 Mar 2023

TRT'nin tozlu koridorlarında koşuşturan bir çocuk, her tanıdık yüz gördüğünde koşarak o kişinin yanına gider ve coşkulu bir sesle ''Merhaba, ben Devrim!'' derdi.

Karşıdaki kişiler de aynı şekilde cevap verirdi:

''Merhaba, ben Metin Akpınar''

''Merhaba, ben Kemal Sunal''

''Merhaba, ben Barış Manço''

Uzun süre onların neden kendi isimlerini söylediğini anlamamıştı. Sonuçta o insanları tanımayan mı vardı?

Sonradan farkına vardı Devrim. Bunun tanınırlıkla bir ilgisi yoktu, bunun mütevazilikle, alçak gönüllülükle, kim olursan ol nezaketi yitirmemekle alakası vardı. Evet, bu insan olmakla ilgili bir durumdu.

O çocuk, bugün Türkiye'nin dijital dönüşümü içindeki en kilit insanlardan ve görebileceğiniz en vizyoner insanlardan birisi olan Devrim Danyal.

Tüm nezaketiyle ve mütevaziliğiyle bize hem kendi hayat hikayesini anlattı. Onun hayat hikayesi aynı zamanda Türkiye'nin dijital dönüşüm hikayesi.

Devrim'in hikayesini okuyunca tutkulu bir meraklı olmanın, sevdiğin işi yapmanın ve aynı zamanda insani değerleri yitirmeden yaşamanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha hatırlayacaksınız.

Teknoloji Merakı Çok Erken Yaşlarda Başlayan Bir Çocuk

Devrim'in babası bir karikatürist olan Nezih Danyal, annesi ise grafiker olan Ateş Danyal. İkisi de TRT'nin kuruluşunda yer alan isimler.

Sene 1970'ler… O zamanların en teknolojik kuruluşu olan TRT'nin tozlu koridorlarında oynayarak geçiyor Devrim'in çocukluğu.

''Ben her şeyden önce bir televizyon çocuğuydum. Televizyon çocuğu olmak bana multidisipliner bir hayat merhabası getirdi. Çok farklı kesimlerden, çok farklı işlerin hem yayıncı hem izleyici tarafında geniş kitlelere nasıl hitap edileceğini henüz TRT'nin tozlu koridorlarında koşuştururken fark etmemi sağladı.''

O ekosistemin içinde yer alması, ayrıca işin teknoloji tarafında bambaşka şeyler döndüğünü anlamasını sağlıyor ve dolayısıyla teknolojiye olan tutkusu ve merakı taa ilkokul öncesi dönemde başlıyor.

Adana, Çekil Aradan!

1970'li yıllarda yine TRT ile gelişen bir iletişim ağı vardı, o da sadece çok üst düzey yetkililerde olan telefondu.

O dönemleri şöyle anlatıyor Devrim:

''Bu kişilere gidip bir yere telefon açardınız. Eğer hat doluysa, o hat konuşmasını bitirmeden diğer tarafa geçemezdiniz. Hatta bazen kablo yanlış tarafa takılırdı, ''adana çekil aradan'' esprisi de işte böyle çıktı. Eğer siz biriyle konuşurken PTT'deki arkadaş kabloyu yanlış yere taktıysa sizin konuşmanıza girerdi.

Bir de telefon yazdırmak diye bir şey vardı. PTT hem sizin hem de karşıdaki kişinin kablosunu taktığı zaman konuşmaya başlardık.''

Televizyonlar Renkleniyor

Televizyonun ilk renklenmeye başladığı dönemle birlikte hayatına piksel giriyor Devrim'in.

O pikseller sadece siyah ve beyazlardan oluşursa renksiz yayınlar, üç renkten (mavi-kırmızı-sarı) oluşursa renkli yayınlar oluyordu.

'Hiç unutmam, bir pazar akşamı Ceyar'ı kimin vurduğunu öğrenmek için herkes televizyon başına kitlenmişti.

''O günlerde de şu öğretiyi benimsedim: Eğer bu kadar insanı bir yere odaklayabiliyorsanız, o zaman gerçekten kitleleri yönetebilir hale geliyorsunuz.''

''Ya Biz Makinelere Bir Şey Yaptırabiliyoruz''

Ve artık 7 yaşına giren Devrim'in önlük giyip yaka takacağı zaman gelip çatıyor.

O zamanlar bir yandan da bir şeyler çizmeye başlıyor ve bu çizdikleri okulda ciddi değer görmeye başlıyor.

Aklı makinelerden kayıyor mu yoksa? Hayır elbette.

1980'lerde ilk bilgisayarlar diye nitelendirilebilecek, silgi tuşlu Sinclair Spectrum gibi yeni cihazlarla tanışıyor.

''16 KB'lık hafızası olan bilgisayarlarla iş yapardık. Hatta hiç unutmuyorum, o dönem bilgisayarın içinden bilgisayar kitapları çıkardı. İlk kodlarımla bu kitaplar sayesinde tanıştım. İlk kodladığım şey ise nihavent longa idi.

Bu dönemde makinelere olan tutkusu daha da artıyor Devrim'in.

''Dedim ki: 'Ya biz makinelere bir şeyler yaptırabiliyoruz.'

Anneme makarna yap diyorum, 'hayır köfte var' diyor beni dinlemiyor. Ama makine ne dersem onu yapıyor.''

Bunu fark ettiğinde henüz 8 yaşındaydı Devrim.

Teletext'in Kuruluşunda Yer Alan Bir Liseli

Sene 90'ların başı. Yaşıtları okuldan çıkıp eve, oyun oynamaya ya da gezmelere giderken Devrim TRT'ye gitmeyi tercih ediyor.

Çünkü o zamanlar yine teknoloji tarafında ilgisini çeken yeni şeyler oluyor, TRT'de Teletext'in teknolojisinin nasıl getirileceğiyle ilgili prototipler yapılıyor.

Tüm bu süreçleri kaçırması gibi bir ihtimal olabilir mi Devrim'in?

''Teletext'te şunu fark ettim: Hali hazırda insanların çok ciddi anlamda ihtiyacı olan bilgiler var.''

Ve bu süreçten sonra iş yavaş yavaş üniversite sınavına gelmeye başlıyor.

''En Azından Dünyada Kaldım''

Ve üniversite sınavı gelip çatıyor.

Maket yapmaya meraklı olduğu için mimarlık okumaya karar veriyor genç Devrim.

Tercih zamanı geldiğinde ilk tercihlerine mimarlık ve bilgi işlem yazıyor. Hatta ya bunları okurum ya da hiç okumam düşüncesiyle sadece 5 tercihte bulunuyor.

Rehber hocası tüm tercihleri doldurması gerektiğini söyleyince tercih listesini dolduruyor. Son ikiye de ne olur ne olmaz diye fizik mühendisliği ve astronomi yazıyor.

''18. tercihe kadar ineceksem bu dünyada işim yok dedim ve astronomi yazdım.''

Bu arada sınav insanı olmadığını da anlıyor. Onun hoşuna giden şey bildiklerini anlatmaktı, sınava tabii tutulmak değil.

Aradan zaman geçtikten sonra postacı elinde sallayarak sonuçları getiriyor. Devrim zarfı açıyor ve ne görsün?

'Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik mühendisliği'

''En azından dünyada kaldım diye şükrettim.''

Bir süre fizik mühendisliği okumayı reddediyor, ancak çevresinin ''en azından bir dene'' baskıları sonucu kendini motive etmeye başlıyor ve okula başlıyor.

''Dedim ki; ben bunun ortasındayım ve burada devam edeceğim. Çünkü ilk okuldan beri tüm süreçlerde şunu fark ettim: ben bir şeyin ortasındaysam, orada bulunmam bana çok şey katıyor.''

Devrim ilk derse giriyor. Bu derste ilk kez duyduğu şu bilgi onu çok heyecanlandırıyor: ''0.00…001 şeklinde hesaplama mekanizması var.''

''Şu an kripto paraları anlatırken bunu çok kullanıyorum. Niye diyeceksiniz. Çünkü kripto paralar tarihte ilk kez geri işleyen para birimi sistemidir.''

Yine bu dönem zihninin çok farklı çalıştığını fark ediyor Devrim.

Otobüste giderken arkadaşlarının muhabbetine dahil olmak yerine plakaları toplayıp çıkartmaya, onlardan farklı farklı yapılar oluşturmaya başlıyor. Ve aynı dönem ilkokulda ezberlediği arkadaşlarının okul numaralarını hala hatırladığını fark ediyor.

Bu da onun kriptografi ve kriptoloji alanlarına kaymasını sağlıyor.

Bu arada okulun mühendislik fakültesinin bilgi-işlem laboratuvarını yönetmek istediğini söylüyor ve kabul ediliyor. Laboratuvara sabah giriyor, akşam çıkıyor.

Laboratuvar günlerinde, oraya gelenlerle sohbet eden, bilgilerini paylaşan Devrim, kendisiyle ilgili yeni bir şey keşfediyor.

''O dönemde de paylaşımcı yönümü fark ettim. Bilgisayar konusunda çok meraklı bir insan olarak orada kendi kendine bir inisiyatif alıyorsun. Merak ve bilgiyi yayma hevesi ve aşkı var. Hem de girişimcilik var.''

Ve Okul Biter

Üniversite bittikten sonra 12 aylık askerlik dönemi başlıyor Devrim'in.

Ancak yapılan bir açıklama ile 12 ay diye gittiği askerliğin, altı ay daha uzatıldığını öğreniyor. Bu da Devrim'in hayatında sabırla ilgili en büyük sınanmalardan biri oluyor.

Askerlik bittikten sonra ''ne yapmalıyım'' diye düşünüyor. Tabii hala teknoloji ve bilgisayarlar sistemleri çekiyor ilgisini. O dönem ayrıca çoklu televizyonlara geçilmeye başlanan dönem ve karşısına bambaşka fırsatlar çıkmaya başlıyor.

Televizyon yolculuğu, o günün şartlarından dolayı bankacılığa doğru kaymaya başlıyor ve finansal sistem hayatına giriyor.

Bankada internet altyapıları için bir departman kurma fikrini kabul ettiriyor ve bilgi işlemde dijitalizasyon sürecini üstlenmeye başlıyor.

''İnternet Diye Bir Şey Çıkıyor, Haberin Olsun''

Sene 1995…Bir arkadaşı Devrim'e gelip ''internet diye bir şey çıkıyor, haberin olsun'' diyor ve nasıl bir şey olduğunu gösteriyor.

Müthiş bir heyecan duyan Devrim, yeni rotasını kafasında çizmeye başlıyor.

''Biz o dönemler bilgi işlemciler olarak bankada yönetimi, internet bankacılığı çıkacak diye sürekli dürtüyoruz.''

O zamana kadar şube açmayı bir güç gösterisi, egemenlik olarak gören bankalar şunu fark ediyor: O kadar şube açıp, çalışan alarak masraf edeceğimize yön değiştirip, oradan elde edeceğimiz karı da bilgi işleme ayırmak daha mantıklı olabilir.

''Bu dönemde şunu fark etmeye başladım: Yapmış olduğunuz her türlü işin karşı taraf tarafından bir artı değer sağlanması lazım ki o sürdürülebilir olsun. Sürdürülebilirlik kavramı da o anda hayatıma girmeye başladı.''

Yeni Heyecanlar Lazım

Bankada 15 senesini tamamlayan Devrim, bakış açısını yeni teknolojik gelişmelere çevirmesi gerektiğini fark ediyor.

Aynı yıl, Satoshi Nakamoto'nun kripto paraları hayatımıza sokmaya çalıştığını görmesiyle dikkatini o tarafa yönlendiriyor.

O zamanlar kupon sitelerinin yer aldığı kupon ekosisteminde alt yapı sağlayıcılığı yapıyor.

''Teknoloji altyapıları üzerine bir şirket kurdum. Baktım ki iş servis ve hizmetle ilerliyor, bunun arkasında bir ürün olması lazım. Ürün de tedarikçi ve satıcı zincirinden oluşmalı. Bu kişilerin teknik olarak hiçbir bağlantıları yoktu. Ben de bunların birbiriyle konuşmasını sağlayacak, internet üzerindeki ortak bağı kuran bir operasyon merkezi oluşturdum.

Bu yapıdada 1750 tedarikçi, 280 tane internet sitesi tek bir noktayı bilerek, burada bir ürün havuzu oluşturdum. Ve bu ürün havuzunun diğer internet sitelerine entegrasyonunu sağlar hale geldim. Ve bu o dönem içerisinde çok tuttu. ''

2009'dan 2012'ye kadar kripto paralarla sadece merak ettiği için oynuyor, nasıl çalıştığını, arka tarafında neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu. Hiçbir zaman ''kenara koyayım, ileride çok zengin oluruz'' kaygısı gütmemişti.

Aynı yıl, Bitcoin'in değerlenmeye başladığı sıralarda, içindeki paylaşma arzusu yine alevleniyor ve bunu insanlara anlatması gerektiğini düşünüyor. Kurumlara anlatıyor, kurumlardaki arkadaşlarına anlatıyor, ama kimse ciddiye almıyor.

''Ben hayatım boyunca hep 10 sene ileride yaşadım. Ben bir şey yaptım, yaptıktan sonra halk da bunu anlar dedim, anlatmaya çalıştım.

90'lı yılların sonunda nakit para kullanmıyordum.

2016-2017'den beri de para kullanmıyorum. Kripto varlıkları kullanıp, anlayabileyim diye.

Geçtiğimiz Mart ayında türkiyede ilk defa kripto parayla Kahramanmaraş'ta çiğ köfte aldım.''

En büyük tutkularından birisi öğrendiklerini anlatmak olan Devrim, son olarak bir akademi kuruyor.

''Şu anda 30'dan fazla eğitim programımız var. Hiçbiri başka yerde olan eğitimler değil. Tamamen bize özel. Metaverse eğitimi, NFT eğitimi, 3D karakter ve nesne tasarımı gibi eğitimlerimiz var. Kitlelerin yönetimiyle ilgili hem eğitim hem danışmanlık veriyoruz.''

Devrim Danyal Teknoloji Akademi'nin Türkiye'de eşi benzeri olmayan bir akademi. Web sitesinde gezindiğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız: devrimdanyalakademi.com

TRT'nin koridorlarında hayatı ve dünyayı anlama arzusuyla yanıp tutuşan Devrim, bugün kitlelere hayatı ve dünyayı anlatıyor, kitlelere yol gösteriyor.

Ve hepimize şu çağrıda bulunuyor: ''TEKNOLOJİYLE KALIN''

''Merhaba Devrim,

İyi ki senin gibi bir değere sahibiz. İyi ki senin gibi vizyoner yol göstericilerimiz var. Bizi aydınlattığın ve bize ilham verdiğin için teşekkür ederiz…''

660 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2_Post
bottom of page