Sakin Kalmayın, Heyecanlı Kalın

Korku ve kaygı duyduğumuz anlarda ''sakinleşmeye çalış'' telkinleri alırız her zaman.

Ancak yapılan araştırmalar en iyi önerinin bu olmadığını, korkuyu yenmede heyecanlamanın, kendimizi sakinleştirmeden daha çok işe yaradığını ortaya koyuyor.

Nasıl mı?

Buyrun anlatıyorum.

Korkularımızı Neden Heyecana Çevirmeliyiz?

Harvard'da bir öğretim üyesi olan Alison Wood Brooks, öğrencilerinden neden iş yerinde iyi çalışan olacaklarını ikna edici bir şekilde anlatacakları konuşma yapmalarını istiyor. Öğrencilere hazırlanmaları için sadece iki dakika verildiği için öğrencilerin çoğunun gözünü korku bürüyor, tir tir titriyorlar.

Bu öğrenciler konuşmalarını yapmadan önce, Brooks onları iki gruba ayırıyor ve bir gruba ''sakinim'', diğer gruba ''heyecanlıyım'' demelerini istiyor.

Bu iki sözcük, konuşmalarının kalitesini nasıl etkiliyor dersiniz?

Duygularını ''heyecanlıyım'' olarak tanımlayan grubun konuşmaları ''sakinim'' olarak tanımlayanlara göre %17 daha ikna edici, %15 daha özgüvenli oluyor.

Korkularını heyecan olarak adlandırmak, öğrencileri motive ediyor ve konuşmalarının uzunluğunu %29 arttırıyor.

Başka bir deneyde ise epey zor olacak bir matematik sınavı öncesi öğrencilere ''sakinleşin'' yerine ''heyecanlanın'' deniyor ve öğrencilerin başarılarının %22 arttığı gözlemleniyor.

Brooks, bu kez de kaygıyı doğrudan kabullenmenin nasıl bir etki yaratacağını görmek için başka bir deney daha yapıyor.

Öğrencilerine herkesin karşısında seksenlerin rock şarkılarını söyleme gibi korkutucu bir görev daha veriyor. Yine bir grup öğrenci şarkı söylemeye başlamadan önce ''heyecanlıyım'', bir grup ''kaygılıyım'' derken başka bir grup duygularını hiçbir şekilde tanımlamıyor.

Öğrenciler hiç tanımadıkları kişilerin karşılarına çıkıp şarkı söylemeye başlıyorlar ve bir ses tanıma programı da ses yüksekliğini, perdesini ve nota uzunluğunu ölçüp 0 ile 100 arasında doğruluk puanı ile öğrencilerin performanslarını sıralıyor.

Şarkı söylemeye başlamadan önce hiçbir şey söylemeyen öğrencilerde %69 doğruluk skoru elde ediliyor.

Duygularını ''kaygı'' olarak tanımlayanların doğruluk skoru %53 olarak belirleniyor. Yani duygularını kabullenmek, öğrencilerin korkularının daha da pekişmesine neden oluyor.

Ve duygularını ''heyecan'' olarak tanımlayanların doğruluk payı %80 olarak belirleniyor.

Peki neden korkuyu yenmede sanılanın aksine heyecanlanmak, sakinleşmekten ve o duyguyu tanımaktan daha etkili oluyor dersiniz?

Hepimiz fizyolojik olarak durdurma ve harekete geçirme sistemine sahibiz. Bu konuda Susan Cain şöyle diyor:

''Durdurma sistemi sizi yavaşlatır, temkinli ve tetikte davranmaya iter. Harekete geçirme sistemiyse sizi beklentiyle doldurur, heyecanlandırır.''

Yaşadığımız dönemde korku ve kaygılarımız gittikçe daha da artıyor, bazılarımız onları yönetmeyi başarırken çoğumuz onlar tarafından zaptediliyor. Bu yüzden bu çok ilgi çekici araştırma sonuçlarını sizlerle paylaşmak istedim.

Dur düğmesine basıp sakinleşmeye çalışmak yerine harekete geç düğmesine basmak bizi daha da motive edecektir.

O yüzden size günümüzün en popüler söylemlerinden olan ''sakin olun'' demeyeceğim, ''heyecanlı olun, heyecanınızı kaybetmeyin'' diyeceğim.

''Heyecanınızla korkularınızı yenilgiye uğratın'' diyeceğim.

''Cesaretin, korkunun yokluğu değil, korkuya galip gelmek olduğunu öğrendim. Cesur insan korku hissetmeyen değil, kendi korkusunu yenilgiye uğratan insandır.'' Nelson Mandela

*** Yararlandığım Kaynak: Orijinaller / Adam Grant