Uzun Vadeli Düşünmenin 3 Düşmanı

Son iki yazımda uzun vadeli düşünmenin gücünden ve öneminden bahsettim.


Lakin uzun vadeli düşünmek zor zanaat. Çünkü bizi kısa vadeli düşünmeye teşvik eden ve uzun vadeli bakıştan uzaklaştıran çok sayıda caydırıcı var.


Bugünkü yazımda uzun vadeli düşünmenin düşmanı olan bu caydırıcıları anlatmaya çalışacağım. Bir sonraki yazımız ise bu caydırıcılarla savaşmanın sırlarını ele alıyor olacak.


Haydi başlayalım.

Bizi kısa vadeli düşünmeye teşvik eden 3 temel caydırıcı var. Ve bunlar sandığımızdan çok daha kuvvetliler.

1- Evrim ve Biyoloji:

İlkel atalarımızın yaşamda kalmaya çalıştıkları zorlu dünyada, beynimiz kısa vadeli krizlere tepki verecek şekilde gelişti.

İnsanoğlu o dönemlerde vahşi hayvan saldırılarından korunmak, bir sonraki yiyeceği bulmak ve doğa felaketlerinden kaçınmak gibi mücadelelerden kafasını kaldırıp uzun vadeli düşünmeye vakit bulamıyordu.

O dönemde modern ekonominin temelini oluşturan olan tarım, çiftçilik, üretim, iş bölümü, ticaret ve takas için kullanılacak para da olmadığından, ihtiyaçların karşılanması tamamen günlük fiziksel çabalarla mümkündü. Herkes; yiyecek bulma, barınma ve tehlikelerden korunma için yoğun ve gündelik bir mücadele içindeydi.

Bu durum insan beyninin aciliyetlere yanıt vermek konusunda çok güçlü şekilde gelişmesini sağlarken, uzak vadede gerçekleşecek tehdit veya fırsatlara hazırlanma becerilerinin ise zayıf kalmasına yol açtı.

Ama kısa vadeli düşünme eğilimimizin arkasındaki tek sebep beynimizin evrimi değil. Biyolojik tasarım olarak da kısa vade odaklı düşünme eğilimdeyiz.

Dinlenme durumundaki ortalama bir yetişkinin beyni vücut enerjisinin yaklaşık yüzde 20'sini tüketir. Beyin vücut kütlemizin sadece % 2’sini oluşturur ancak bu muazzam organ enerjimizin (dinlenme halindeyken bile) beşte birini tüketir. Bu nedenle beynin düzgün çalışması için sürekli enerji ile beslenmesi gerekir.

İlkel insanın fiziksel olarak ne kadar zorlu bir hayat yaşadığını hatırlayın. Bu aynı zamanda müthiş enerji tüketici bir hayat tarzıydı.


Bir sonraki enerji kaynağına erişmek (yiyecek) çok fazla çaba gerektirdiğinden ve ne zaman bulunacağı da belirsiz olduğundan, insan vücudu enerjinin kullanımını en aza indirme becerisini geliştirdi.

British Columbia Üniversitesi'sinin bir araştırması, "Yiyecek ve barınak aramada, cinsel partnerler için rekabet etmede ve hayvanlardan kaçınmada daha verimli olmamızı sağladığından, enerjiyi korumak insanların hayatta kalması için çok önemliydi" diyor.

İşte beynimizin uzun vadede bize yarar sağlayacak bir eylem olan spor salonuna gitmek yerine kanepede uzanmayı tercih etmesinin en önemli nedeni bu; enerji tasarrufu.


Beynimizin uzun vadeli düşünmekten hiç hoşlanmamasının temel sebebi de işte bu enerji tasarrufu modudur. Çünkü uzun vadeli düşünme, analiz ve eleştirel düşünmeyi gerektirir ki bunlar çok enerji tüketen davranışlardır. Oysa vücudumuz ve beynimiz enerjiyi korumak için sıkı bir şekilde donatılmıştır.

2- Modern Hayat ve Teknoloji:

Modern hayatın temelinde tüketim ekonomisi bulunur.

Ve insanlardaki tüketilecek şeylere sahip olma arzusu.

Ve sürekli olarak bu arzumuzu tetiklemek için uğraşan devasa güçteki bir pazarlama armadası.

Bu kadar “satın al, tüket, mutlu ol” propagasından kaçıp uzun vadeli hedeflerin peşini bırakmamak müthiş dikkat, kararlılık ve disiplin gerektirir. Kabul edersiniz ki bunlar maalesef pek çoğumuzun en güçlü yönleri değiller.

Üstelik tek mesele bu da değil. Bir de sosyal statü endişemiz var.

Kişisel başarımız evimizin büyüklüğü, arabamızın modeli ya da kolumuzdaki saatin markası ile ölçüldüğü sürece kısa vadeli kazanç / tüketim döngülerini uzun vadeli projelere tercih etmemiz son derece anlaşılır bir durum.

Büyük bir araba ya da yeni bir akıllı telefon çevrenizdekilerce görülebilir. Halbuki kimse sağlık sigortanızdan, kişisel gelişiminize ayırdığınız bütçeden veya uzun vadeli yatırım fonlarınızdan haberdar olmaz ne de olsa!

Bitmedi, bir de üzerine sosyal medyada görünür olma isteğimizi ekleyin. Instagram’da bir fotoğrafın “hemen” alacağı beğeniler varken kim “katedral inşaası” girişimleriyle ilgilenir ki?

Uzun vadeli düşünebilecek bir zihinsel yetiye sahip olmamıza rağmen, uzun vadeli ödüller yerine kısa vadeli kazançları teşvik eden “başkalarının ne söyleyeceği” adlı düşünsel zayıflık, başımızın en büyük belalarından birisi kısaca.

Dev teknoloji şirketlerinin bizi kısa vadeye odaklamak yönündeki çabaları ise tabutumuza son çiviyi çakıyor adeta.

Facebook, Twitter, Instagram, Youtube tüm gün boyunca dikkatimizi onlara kaydırmamızı istiyor. Netflix, BlueTV, Digitürk gibi içerik üreticileri bizi ekranlarımızın karşısına mıhlamak için olmadık numaralar çeviriyorlar.


Bu tür uygulamar için ekran karşısında harcadığımız süre bizi uzun vadeli düşünmek ve davranmak için en önemli kaynağımızdan mahrum bırakıyor; yani zamandan.

Mesele TV dizilerini izlemek ya da Instagram fotoğraflarına bakmak için son bir yılda kaç saat harcadığınızı düşünün. Aynı süreyi bir beceriyi geliştirmek ya da spor yapmak için harcasaydınız kim bilir ne kadar farklı sonuçlar alacaktınız?

Kısa vadeli zevkler uzun vadeli hedeflerimizin en büyük düşmanları arasında anlayacağınız. Bu tehdit karşısında bilinçli davranmazsak maalesef uzun vadeli hedeflerimize yürümemiz mümkün değil.

3- Psikoloji

1960'ların sonlarında, Stanford Üniversitesi'ndeki psikolog Walter Mischel ve meslektaşları "Marshmallow Deneyi" olarak bilinenbir dizi araştırma yürüttüler.

Araştırmacılar, dört ve beş yaşındaki okul öncesi çocuklarına birer adet marshmallow şekerlemesi sundu ve onlara iki seçeneklerinin olduğunu söylediler: Çocuklar dilerse şekerlemelerini hemen yiyebiliyor ya da 15 dakika ona dokunmadan sabrederlerse ikinci bir tanesini daha yeme hakkını kazanabiliyorlardı.

Başka bir deyişle, çocuklar küçük bir anlık ödül ile daha büyük gecikmiş bir ödül arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyordu.

Deneylerden sonraki birkaç on yıl boyunca aynı çocuk grubuyla yapılan takip çalışmalarından çok ilginç sonuçlar geldi.

Sabrederek