Haddini Aş Hikayeleri 75: Keanu Reeves

Hayatında çok trajik olaylar yaşayan insanlar bu olaylara verdikleri tepkilerle ikiye ayrılıyorlar: Ya kendilerini bırakıp her şeyden vazgeçiyorlar ya da çok güçlü ve sarsılmaz bir insana dönüşüyorlar.

Keanu Reeves, çoğumuzun kaldıramayacağı şeyler yaşamış bir adam. Hatta hayatı film olsa birkaç Oscar kazanırdı muhtemelen.

Ama o başına gelenlerin ardından teslim olmayı değil, acılarını başarıya çevirmeyi tercih eden birisi.

Sadece kariyer yönünden bir başarıdan söz etmiyorum bu arada. İnsan olmakla, hayatı yaşayış şekliyle de çok başarılı ve örnek alınası bir insan o.

Keanu Reeves ve İlham Veren Hayat Hikayesi

2 Eylül 1964'te Lübnan, Beyrut'ta, İngiliz asıllı bir anne ve Çin asıllı bir Hawaiili babanın çocuğu olarak dünyaya geliyor Reeves.

Baba Samuel Reeves, eroin sattığı için hayatının yarısını hapishanelerde geçiriyor ve Keanu henüz 3 yaşındayken ailesini terk ediyor.

Annesi Patricia, Keanu'ya ve kız kardeşi Kim’e tek başına bakabilmek için çeşit çeşit işlerde çalışıyor.

Bir süre sonra aile Lübnan'dan Sidney'e ve oradan New York'a taşınıyor. En sonunda Toronto'ya yerleşiyorlar. Tüm bu süre boyunca Keanu'nun annesi 3 kez evleniyor.

Keanu disleksi ile mücadele eden bir çocuk olduğundan okul hayatında çok zorlanıyor. 4 kez lise değiştiriyor ve en sonunda okulu bırakıyor. Liseden bile mezun olamıyor anlayacağınız.

İyi bir öğrenci olmamasına karşın oyunculuğa büyük bir ilgi duyuyor Keanu.

Henüz dokuz yaşındayken başlıyor ilk oyunculuk denemelerine. Tiyatroda birkaç rol üstleniyor ve hatta 15 yaşındayken Shakespeare'in klasik Romeo ve Juliet'indeki Mercutio rolüne bile seçiliyor.

80'lerin sonlarında, Coca Cola dahil olmak üzere birçok reklamda rol alıyor. İlk film oyunculuğunu ise 1985 yapımı One Step Away'de yapıyor.

Bir süre küçük rollerde oyunculuk yapsa da zaman içinde beyaz perdenin vazgeçilmez bir genç oyuncusu haline geliyor Keanu. 1990'larda, yavaş yavaş gençlik rollerinin dışına çıkmaya başlıyor. Sonunda Point Break (1991) filmindeki rolü ile büyük bir etki yaratıyor sinema camiasında.

Ve artık Hollywood'un en çok aranan ve övülen adamlarından biri haline geliyor.

1993 yılında çok sevdiği, ailesinden biri gibi gördüğü arkadaşı ve dönemin en iyi aktörlerinden biri olan River Phoenix hayatını kaybediyor. Bu olay çok derinden etkiliyor Keanu'yu

Yer aldığı 1994 yapımı Speed ​​filmi kısa sürede dünya çapında hit oluyor ve bu film kariyerinde bir dönüm noktası haline geliyor.

Ve sene 1999, aday oyuncu kadrosunda Reeves, Leonardo di Caprio, Will Smith ve Brad Pitt gibi oyuncuların yer aldığı Matrix filmine Keanu'nun seçilmesi ile kariyerinde çok büyük bir sıçrama yaşıyor. (Matrix'ten elde ettiği gelirin 30 milyon dolardan fazla olduğu söyleniyor.)

Bu arada Matrix'in çekimleri sırasında kız kardeşi Kim'in lösemiye yakalandığını öğrenince Keanu'nun isteğiyle filmin çekimlerine ara veriliyor. Zor zamanlarında kardeşinin yanında olmak istiyor çünkü. Hatta bu sürede lösemi vakıfları için gönüllü olarak çalışmaya başlıyor.

1998 yılında David Lynch'in kişisel asistanı Jennifer Syme ile tanışıyor ve ilişkileri başlıyor. 1 yıl sonra Jennifer hamile kalıyor ancak maalesef çift bebeklerini ölü olarak kucaklarına alıyor.

Çocuk kaybetmenin getirdiği hüzün ve gerginlik, çiftin ayrılmasına neden oluyor. Ancak hayatlarına birbirlerini çok seven iki arkadaş olarak devam etmeyi başarıyorlar. Derken 28 yaşındaki Jennifer, korkunç bir trafik kazası sonucu hayata veda ediyor.

''İnsanlar acı ile başa çıkabileceğimiz inancına sahip, 'İşte bitti, daha iyiyim' diyorlar. Ancak yanılıyorlar. Sevdiğiniz insanlar öldüğünde, yalnızsınızdır.'' Keanu Reeves

Hayatta en sevdiği insanları art arda kaybedince birilerine bağlanmaktan vazgeçiyor. Ancak yine de kendini bırakmıyor ve acılarından güç bulmayı tercih ediyor.

Bu yaşadıklarından sonra Matrix'in başarısını yakalamak şöyle dursun, kimse onun bir geri dönüş yapacağına gerçekten inanmıyordu aslında.

Fakat sonra bir başka büyük gişe rekorları kıran seri olan John Wick ile tekrar zirveye oturuyor Keanu. Hatta gerçek hayatta yaşadığı acıların, karısı ve köpeğini kaybetmiş, intikam almak isteyen bir karakter olan John Wick'i canlandırırken ona ilham verdiğini söylüyor.

Bugün hala bitmek bilmeyen oyunculuk tutkusuyla film endüstrisine katkıda bulunmaya devam ediyor Keanu.

Ama daha da önemlisi, hem işini iyi yapmasıyla hem de örnek bir insan olmasıyla etrafına ilham saçmaya, örnek olmaya devam ediyor.

Milyonlarca dolar servetine aldırmadan hala metroya biniyor. Onu bir kaldırımda evsiz bir adamla konuşurken görenler de hiç şaşırmıyor artık.

Çoğumuzun kaldıramayacağı şeyler yaşadı Keanu. Yaşadığı acıları, kayıpları asla unutmadı ama onları yaratıcılığına, oyunculuğuna ve yazarlığına aktarmanın bir yolunu buldu. İşte bu sayede insanların kalplerine dokunmayı başardı.

Ve kendi deyimiyle bir trajedinin içinde yıldız olmayı başardı.

''Ben malikanesi olmayan nadir Hollywood yıldızlarından biriyim.
Korumalarım yok ve süslü püslü moda giysiler giymem. 100 milyon dolar değerim olsa bile hala metroya biniyorum ve bunu seviyorum.
Sonuçta sanıyorum hepimiz aynı fikirdeyiz ki bir trajedinin içinde bile bir yıldız yetişebiliyor.
Hayatınızda ne olup bittiğinin bir önemi yok, hepsinin üstesinden gelebilirsiniz. Hayat yaşamaya değer.'' Keanu Reeves
4,385 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör