Otomobil Endüstrisini Şortluyorum

En son güncellendiği tarih: 9 Kas 2020

Uzun dönemli Tesla yatırımcısı olmak beni otomobil endüstrisini derinden incelemeye itti.

Sektörün dev markalarının Tesla teknolojisine bir türlü yanıt verememesi, geçen yıl piyasaya sürmeye başladıkları elektrikli otomobillerin Tesla’nın 2012’de çıkardığı Model S’in bile gerisinde kalması önceleri beni şaşırttı.

Fakat araştırmalarımı derinleştirdikçe, mevcut şirketlerinin çoğunun yapısal nedenlerle elektrikli otomobile geçişi asla yapamayacaklarını kavramaya başladım.

Üstelik otonom sürüş ve UBER gibi paylaşım araç hizmetlere geçişin önündeki yapısal sorunlar daha da derinler.

Yapısal sorunlar arasında dönüşümün gerektirdiği dev sermaye ihtiyaçları, iş modelleri, iş gücünün becerileri ve şirket yöneticilerinin zihni dünyaları gibi unsurlar var.

Otomobil sektörünün çok da uzun vadeli olmayan geleceğine baktığımda, pek çok markanın küçüleceğini, satılacağını ya da iflas edeceğini öngörüyorum.

Bu öngörüme dayanarak bazı global otomobil üreticilerinin hisselerini şortlamaya başladım. Yani bu firmaların değerlerinin düşeceğine oynuyorum borsada.

Bu yazımda mevcut oyuncuların büyük dönüşümü neden büyük ihtimalle dönüşümü başaramayacaklarını ve bu firmaların hisselerini nasıl şortladığımı anlatıyorum.

Bu uzunca yazı hakkında soru ve fikirlerinizi paylaşırsanız, tümüne yanıt vermeye çalışacağım.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Yazdıklarım asla bir yatırım tavsiyesi değildir. Sadece kendi görüşlerimi ve yatırım stratejilerimi paylaşıyorum. Yatırımcılık ciddi bir iştir ve herkes kendi araştırmasını yapmalıdır.

Otomobil Sektörünü Bekleyen 3 Büyük Değişim

Otomotiv, Henry Ford’un seri üretimi bularak gerçekleştirdiği verimlilik patlamasından beri neredeyse hiç değişmeyen bir sektör.

Toyota’nın kalite devrimi, Kore’li oyuncuların piyasaya hızlı girişi gibi pazar yapısı değişikliklerini bir kenara bırakırsak, oldukça durağan bir endüstri ile karşı karşıyayız.

Bu durağan yapıdaki sektör çeşitli birleşmeler ve ortak platform projeleri ile verimliliğini sürekli olarak artırmayı başaran, öte yandan inovasyondan oldukça uzak ve 100 yıl önce geliştirilen ana işi modelini hiç değiştirmeyen bir yapıda.

Oyuncular aynı, oyun planları aynı, oyunun kuralları, oyuncuların pazar payı sırlamaları aynı…

Uzun zamandır önemli bir değişimle karşılaşmayan sektör ardı ardına gelen teknolojik ve regulatif gelişmelerin yarattığı sert 3 değişimle karşı karşıya.

1- Araç Paylaşım Hizmetleri

Uber, Lyft, Didi, Grab gibi paylaşımlı sefer hizmetleri her ne kadar ülkemizde yasaklanmış olsalar da, dünyada çok hızlı büyümeye devam ediyorlar.

Paylaşım hizmetlerinin yoğun olduğu şehirlerde otomobil kullanımında hızlı düşüşler yaşanıyor. Özellikle milenyal kuşağı tüketicileri paylaşımlı araç hizmetlerinin rahatlığı varken, otomobil satın almayı tamamen gereksiz görüyorlar.

Üstelik mesele sadece otomobiller de değil. Paylaşımlı motorsiklet, scooter ve bisiklet hizmetleri de hızla yaygınlaşıyor ve özellikle kısa mesafeli şehir içi ulaşım ihtiyaçlarına otomobil sahipliğinden çok daha etkin çözümler haline geliyorlar.

2- Elektrikli Otomobiller

2019 yılında elektrikli araçların satış artış hızı biraz düştü. Bunda dünyanın en büyük elektrikli otomobil pazarı olan Çin’in yaşadığı ekonomik sıkıntıların ve teşviklere getirdiği kısıtlamaların büyük önemi var.

Buna karşın, bir yandan elektrikli araçların içten yanmalı araçlardan daha üstün oldukları kanısı toplumda gittikçe güçlenirken, bir yandan da pil ekonomisindeki verimlilik artışı sayesinde maliyetlerde de önemli düşüşler yaşanıyor.

Bu eğilim devam ederse 2021 yılında eş değer elektrikli araçları satın almak içten yanmalı araçlardan daha ucuza gelecek.

Özellikle Avrupa ve Çin’in içten yanmalı araçların satışını engelleyen regülasyonlarındaki artış ve tüketicilerin çevreci ürün hassasiyetindeki artış da oyunun kazananının elektrikli araçlar olacağını ortaya net olarak koyuyor.

3-Otonom Sürüş

Otomobil sektörünü önümüzdeki dönemde en çok zorlayacak değişimlerden birisi de otonom sürüş alanında yaşanan gelişmeler.

Henüz tam otonom araç teknolojisine oldukça uzağız. Ama Google’un Waymo’su gibi coğrafi kısıtlamalı otonom taksi servisleri devreye girmeye başladılar bile.

Tesla gibi oyuncuların da otonom sürüşte günden güne geliştikleri bir gerçek. Ayrıca Çin tamamen otonom sürüşe uygun şehir ve yol tasarımları yapma hazırlığında.

Yani bir kaç yıl içinde kısmi ya da tam otonom taksi ve shuttle hizmetleri, sürücüsüz tır ve dağıtım filoları kesinlikle birer gerçekliğe dönüşecekler. Mesele “bu dönüşüm olacak mı” değil, mesele “bu dönüşüm ne zaman olacak” aslında.

Ve tam otonom sürüşe sahip araçlar devreye girdikçe toplam araç satışını büyük oranda düşürecekler.

Tipik bir otomobili günde en fazla 2 saat kullanılırken, aynı araç otonom sürüşe kavuşturulursa pil şarj ve bakım sürelerinin dışında günün tamamında hizmet verebilir.

Aynı durum diğer taşıt vasıtaları için de geçerli. Üstelik direksiyon ve sürücü kokpiti unsurlarından kurtulacak araçların daha fazla yolcu taşıması ve daha pratik paylaşımlı sefer deneyimleri sunmaları da mümkün.

Geleneksel Oyuncular Neden Bu Değişimlere Yanıt Veremiyorlar, Veremeyecekler?

Buraya kadar yazdıklarımın farkında olan bir tek ben değilim tabii. Dünyanın tek akıllısı ben değilim sonuçta.

Otomotiv sektörünün son derece akıllı, tecrübeli ve iyi eğitimli yöneticileri de bu büyük tehlikelerin eminim ki farkındalar. Ama mesele harekete geçmeye gelince ne yazık ki çoğu ya tamamen pasif kalıyor ya da göstermelik adımlar atmakla yetiniyorlar.

İşte bu tuhaf paradoksun temel nedenleri:

1-Büyük Maliyet

Otomobil sektörü geneline baktığımızda bir aracı üretmek için yapılması gereken sermaye yatırımı 5.000$’larların altına asla inmez. Yılda 90.000.000 araç üretildiğini düşünürseniz geleneksel oyuncuların üretim tesislerine en az 450-500 Milyar Dolar civarında para yatırdıkları sonucuna ulaşabilirsiniz.

Elektrikli otomobillerin gerektirdiği üretim hatları ile fosil yakıtlılarınki birbirinden büyük oranda farklıdır.

Elektrikli araçların motorları, güç aktarım sistemleri ve tabii ki en önemlisi de pil sistemleri geleneksel fabrikalarda üretilemezler. Nitekim Ford ve VW gibi elektrikliye geçiş konusunda ciddi olan oyuncular tamamen yeni fabrikalar kuracaklarını açıkladılar.

Bu durumda elektrikliye geçme niyetindeki geleneksel bir oyuncunun mevcut üretim yatırımlarının büyük bir kısmını çöpe atması ve yeni fabrikalara para yağdırması gerekiyor. Bu hiç bir profesyonel yöneticisinin yatırımcılarına kolay kolay yutturabileceği bir lokma değil.

2-Para Yok

Diyelim ki yürek yemiş bir yönetici şirket ortaklarını ve borsa yatırımcılarını yukarıdaki maddede bahsettiğim büyük yatırımlara ikna etti. Bu durumda artık şirketin para bulması lazım.

Sanılanın aksine mevcut otomobil üreticilerinin kenarlarında köşelerinde öyle büyük nakit depoları olmaz, çünkü otomobil sektörü çok sermaye yoğun bir sektördür ve yatırım yapmadan duramazsınız. Ayrıca bu şirketler uzun yıllardır düzenli olarak kar dağıtıyorlar. Birikmiş dev kıdem tazminatı hükümlülükleri de işin cabası.

Aslında otomobil sektörü oyuncularının çoğu oldukça büyük borç yükleri altındadır.

Elbette bu borçların karşılığında bilançolarında aktifler yer alır. Ama bir önceki maddede belirttiğim gibi, bu aktiflerin büyük bir kısmının elektrikli otomobil devrimi sırasında değersiz hale geleceğini beklemek yanlış olmaz. Bu şirketler yeniden borçlanmaya gidebilirler mi derseniz, bazıları evet, bazıları hayır.

Yani durumlar karışık.

Geleneksel oyuncuların başvurabileceği bir başka kaynak ise tekrar borsalara gidip hisse senedi satmak olabilir.

Maalesef bu cephede de durum pek parlak değil, çünkü şirketlerin değerleri son yıllarda çok erimiş durumda. Nitekim Tesla tek başına Ford, GM ve FCAU’nun toplamından daha değerli. Aynı şekilde Tesla Mercedes, BMW ve Porsche’dan da daha değerli.

Sanırım bu göstergeler durumu yeterince açıklıyorlar.

3-İşgücü Uyumsuzluğu:

Elektrikli araçlar, araç paylaşım hizmetleri ve otonom sürüş yepyeni beşeri becerilere ihtiyaç duyuyorlar. Geleneksel otomobil sektörünün pek de güçlü olmadığı yazılım, yapay zeka, büyük veri yönetimi gibi beceriler mesela.

Yeni mobilite çözümlerinde geleneksel otomobil üreticilerinin güçlü olduğu beceriler pek işe yaramıyor. Aynı şekilde geleneksel üreticilerin fabrikalarında çalışan işgücünün de elektrikli araç üretimi için gerekli becerilere sahip olmadığı biliniyor.

İşgücü uyumsuzluğu otomobil üreticilerinin başına iki büyük dert birden açıyor:

A-Yazılım, yapay zeka, büyük veri kullanımı gibi alanlarda uzmanlaşmış en yetenekli gençleri işe almak. Oysa bu gençler geleneksel firmalarda çalışmayı istemiyor ve zaten yeni teknoloji şirketleri tarafından adeta havada kapılıyorlar.

B-Mevcut kadroların yeniden eğitimi ya da işten çıkarılması: Özellike Avrupa ülkelerinde işten çıkarmanın önünde engelleyici yasalar oldukça güçlüler. Ayrıca bu işten çıkarmaların yaratacağı muazzam tazminatları ve markanın toplum baskısından olumsuz etkilenmesini de unutmamak lazım.

4- Yöneticilerin ve Yatırımcıların İsteksizliği

Her ne kadar otomobil şirketlerinin bir kısmında hala kurucu ailenin sözü geçerliyse de, hepsi artık halka açık şirketler, çok sayıda yatırımcıları var ve profesyoneller tarafından yönetiliyorlar.

Bu kurumsal yapıların oyuncularının teşvik sistemleri genellikle kısa vadeli ya da en iyi ihtimalle 3-5 senelik sonuçlara odaklılar. Elektrikli araçlar veya otonomiye dönüşüm gibi uzun vadeli yatırım gerektiren ve uzunca bir süre zarar edilmesine neden olacak projeler bu oyuncuların çıkarlarına ve zaman vadelerine aykırı.

CEO’lar ortalama 4 yılda görevde kalıyorlar ve primleri o dönemdeki karlılığa bağlı oluyor örneğin. Bu CEO’ların çok uzun süre yatırım gerektiren şarj ünitelerinin kurulması gibi bir sisteme ikna olmaları neredeyse imkansız.

Aynı şekilde halka açık şirketlerin hisse senedi yatırımcıları da yıllık temettülerinden dolayı bu şirketleri tercih ediyorlar. Bu yıl Daimler ve Nissan temettü dağıtımlarını çok azaltacaklarını açıkladığında hisse fiyatlarında yaşanan sert düşüşler bu dediğimi destekliyor.