Bu Yazıyı Ertelemeden Okuyun

Güncelleme tarihi: 5 Kas 2021

Önemli ve yapılmayı bekleyen bir işimiz vardır. Otururuz başına. Kolları sıvadık, tam başlayacakken bir şey olur.

Deriz ki: ‘’Ben bu işi yapabilecek kadar bilgiye sahip değilim sanki. Hadi çok saçma bir şey çıkarsa ortaya?’’

Bir süre kaygı, şüphe, özgüvensizlik duygularıyla boğuştuktan sonra:

‘’Bu masa çok dağınık ya, önce bir toparlayayım böyle odaklanamam.’’

Masayı toplar, tertemiz yaparız.

‘’Of karnım acıktı. Aç aç da nasıl çalışayım, önce bir şeyler yiyeyim en iyisi.’’

Yemeğimizi yer, tok karnımızla otururuz tekrar masaya.

‘’Yemek yedim ya şimdi bi ağırlık çöktü, mayıştım. En iyisi bir kahve yapayım ben.’’

Aradan saatler geçtikten sonra tekrar işimizin başına döneriz. Döneriz ama hani o en başta boğuştuğumuz duygular vardı ya, 2 kat artmış olarak gelirler yeniden. İşe henüz başlamamış olmamıza rağmen yorgun, tükenmiş bir halde otururuz o masada. Ve muhtemelen yarına erteleriz.

Bu yazım, günümüzde hemen herkeste olan ‘’erteleme hastalığı’’ hakkında. Neden erteleri