Sakın Uzlaşma!

“Delilerin şerefine.


Uyumsuzların.

Asilerin.

Sorun çıkaranların.

Kare deliklerdeki yuvarlak çivilerin.

Dünyayı farklı görenlerin.

Onlar kurallardan hoşlanmazlar.

Ve statükoya saygı duymazlar.

Onlardan alıntı yapabilirsiniz, onlara katılmayabilirsiniz, onları yüceltebilir ya da kötüleyebilirsiniz.

Yapamayacağınız tek şey onları göz ardı etmektir.

Çünkü onlar bir şeyi değiştirirler. İnsan ırkının ilerlemesini sağlarlar.

Ve kimileri onları deli olarak görse de, biz onları dahi olarak görüyoruz.

Çünkü dünyayı değiştirebileceklerini düşünecek kadar çılgın olan insanlar…

bunu yapan insanlardır.”

Apple’in unutulmaz Think Different (farklı düşün) kampanyasındaki televizyon reklamının sözleri bunlar.

Ve aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük haddini aşanlardan birisi olan Steve Jobs’un, başarmayı çalıştıklarını ve hayata bakışını kendi sesiyle ifade ettiği sözler.

Reklamdaki görüntülerde yer verilen diğer haddini aşanlardan bazıları ise şunlar: Albert Einstein, Bob Dylan, Martin Luther King Jr., Richard Branson, John Lennon, Thomas Edison, Muhammet Ali, Maria Callas, Mahatma Gandi, Alfred Hitchcock, Frank Lloyd Wright ve Pablo Picasso.

Sen de bu insanlar gibi farklı düşünmek, haddini aşmak ve en azından kendi dünyanı değiştirmek istiyorsan, başkalarının düşünceleri, genel kabul gören doğrular, uzmanların görüşleri ve toplumun dayattığı kurallarlarla uzlaşmayı bir kenara bırakmalısın.

Haddini aşmak dünyayı farklı gözler ile görebilmeyi, asiliği, kurallara karşı çıkmayı, statükoyu iplememeyi, gerektiğinde sorun çıkarmayı ve belki de biraz deliliği gerektirir.

Bütün bunlar seni çok korkutuyorsa, başkalarının düşünceleri, genel kabul gören doğrular, uzmanların görüşleri ve toplumun dayattığı kurallarla uyum içinde yaşayıp gitmek istiyorsan, haddini aşma sevdasından derhal vazgeçmelisin. Çünkü haddini aşmak istediğim her alanda uzlaşmazlıklarla boğuşman kaçınılmazdır.

Kariyer kararlarında ebeveynlerinin öngördüğü geleneksel işleri elinin tersiyle itip, kendi tutkularının peşinden koşmaya karar vermek uzlaşmazlık demektir örneğin.

Herkesin seni yetersiz bulduğu bir becerinin üzerine gidip, kendini sürekli olarak geliştirerek sonunda olağanüstü performanslar ortaya koymak, uzlaşmamanın en güzel şovlarındandır.

Başkalarının sadece problemlerden yakındığı yerlerde, sen fırsatlar görüyor, problemin çözümü için fikirler üretip, yeni işler kuruyor, şahane ürünler geliştiriyorsan iflah olmaz uzlaşmaz bir girişimcisin.

Binlerce yıldır üzerinde hiç tartışılmadan inanılan dogmalara karşı çıkıp, araştırmalarla, deneylerle, tez-antitez-sentez döngüleriyle yeni bilimsel gerçekleri ortaya koyuyorsan uzlaşmaz bir bilim insansın.

Toplum tarafından dışlanan, küçümsenenen, en temel haklardan bile mahrum bırakılan insanlara sahip çıkıyor, onlara yardımcı oluyor ve haklarını savunuyorsan sen uzlaşması imkansız ama şahane bir hümanistsin.

Ve içinde yaşadığın mahallenin sana dayattığı hayat tarzına razı olmayıp, kendi seçimlerini yapıp, kendi kafana göre yaşıyorsan sen uzlaşmaz bir özgürlükçüsün.

Örnekleri uzatmak mümkün.

Ama sanırım şu ana kadar verdiğim örnekler haddini aşmakla, uzlaşmama eğilimi arasındaki güçlü ilişkiyi ortaya koymuştur. Hayatta başarmaya değen şeylerin çoğu, başkalarına karşı çıkmayı, onlarla uzlaşmamayı gerektirir.

Öte yandan uzlaşmamak zor zanaattır.

Karşı çıktığın genel kabul gören yargıların, inanışların, kanaatlerin ve kuralların içlerinin tamamen boş olduğunu düşünme sakın. Onlar binlerce yıllık kollektif insanlık bilinciyle inşaa edildiler. Milyonlarca insanın acı tecrübelerinden öğrendikleriyle beslendiler. Ve binlerce kez kendilerine karşı çıkanları ezip geçerek güçlendiler.

Senin fikrine karşı çıkan uzmanların mutlaka bir bildikleri var. Yıllarca araştırma yaptıkları, binlerce sayfa okudukları, sayısı bilinmez tecrübeyle sınadıkları bir alanda onlara karşı çıkıyorsun. Biraz alçakgönüllü olsan iyi edersin.

Başkalarıyla uzlaşmayarak aldığın kararlarda haksız çıkma ihtimalin çok yüksek. Ve bazen bu haksızlık seni mahfedebilir. Uzlaşmamak riskli bir eylemdir.

O halde başkalarıyla uzlaşmayı red ettiğin alanları çok iyi seçmeli ve uzlaşmama tezinin arkasını çok çalışarak doldurmalı, tezini doğrulmak için eyleme geçmeli ve gelişmelerin seni haklı çıkarmaya devam edip etmediğini sürekli olarak gözlemlemelisin.

Bu söylediklerimi kendi hayatımdan bir örnekle anlatmak isterim.

Yatırımcılık doğası gereği uzlaşmamanın en olağanüstü sonuçları ürettiği alanlardan birisidir. Çünkü yatırımcılığın özü başkalarının fark edemediği, görmezden geldiği ya da düpedüz karşı çıktığı cevherleri keşfetmek ve bunlara herkesten önce yatırım yapmaktır.

Örneğin başkalarının beğenmediği bir hisse senedini seçip, ona kararlı bir şekilde uzun vadeli yatırım yaparsan ve sonunda haklı çıkarsan çok büyük para kazanırsın. Böyle insanlara yatırım dünyasında verilen bir isim bile var: “Aykırı Yatırımcı” (contrarian investor)

Ama sırf aykırı yatırımcı olacağım diye, sadece cahil cesaretine güvenerek yola çıkarsan da büyük zararlara uğrayabilirsin. Piyasaların da bir bildiği var sonuçta, onlara karşı çıkarken ne yaptığını çok iyi bilmelisin.

Peki öyle düşünülmez ama aslında iyi yatırımcılar çok çalışkan insanlardır.

İyi aykırı yatırımcılar ise inanılmaz deredece çalışkan insanlardır.

Evet, çok çalışmayan aykırı yatırımcılar da zaman zaman şansları sayesinde para kazanabilirler. Ama uzun vadede, hayatın tüm alanlarında olduğu gibi, aykırı yatırımcılığın imparatorları her gün diğer herkesten daha çok çalışanlar arasından çıkar.

İyi bir aykırı yatırımcı, yatırım yaptığı şirketin gidişatını çok yakından takip eder.

Hem finansal tablolarındaki her detayına hakimdir, hem şirketin ürün kalitesinden, müşteri memnuniyeti seviyelerine, teknolojik gelişmişliğinden, yönetim takımının kapasitesine kadar en ince detayı bilir. Ayrıca endüstrinin diğer oyuncularının ne yaptığını, rakiplerin tepkilerini de her daim inceler.

Bütün bu detaylara hakim olmak ona başkalarının göremediği detayları farketme şansını yaratır. Sektörün sözde uzmanlarının bile göremediği bu detayları farketmek çok önemlidir, çünkü hayatın neredeyse diğer tüm alanlarında olduğu gibi şeytan detaylarda gizlidir.

Ben de aykırı bir yatırımcı olarak giriştiğim Tesla hisse senedi yatırımcılığımın ilk yıllarında bütün bunları yapıyordum.

Pek çok otomotiv uzmanının ve yatırım yöneticisinin tersine, Tesla’nın gelecekte otomobil sektörünün en değerli oyuncusu olacağına inanıyordum.

Pek çok insan Tesla’nın batacağına, geleneksel otomobil üreticilerinin isterlerse onu yok edebileceklerine inanırken ben bu şirketin yaptıklarını çok yakından izlediğimden, onun gelecekteki başarılarını öngörebiliyordum.

Tesla hakkında okumadığım tek bir inceleme, izlemediğim tek bir video yoktu. Bu alanda onlarca küçük sosyal medya hesabını izlemeyi tercih ediyordum, çünkü onlar Tesla’nın ne yapmaya çalıştığını ana akım medya kanallarından çok daha yakından takip ediyorlardı.

Ama sadece başkalarının paylaşımlarına güvenmekle yetinmiyordum.

Tesla yeni modeller çıkarttığı zaman hemen satıldıkları ülkeye gidip araçları inceliyor, test sürüşleri yapıyor, satış personelleriyle sohbet ederek gidişatı birinci elden anlamaya çalışıyordum.

Ve yenilikçi teknoloji ile ilgili bilimsel araştırmaları, bazılarını anlamasam da, yakından takip ediyordum. Elektrikli otomobil ve otonom sürüş gibi alanlarda en son çıkan doktora tezlerini bile okuyordum desem, sanırım nasıl bir çaba içinde olduğumu daha iyi anlarsın.

Bütün bu çabalarım meyvelerini verdi ve Tesla’nın inanılmaz iniş çıkışlı yolcuğunun sonunda ulaştığı büyük başarı sayesinde yatırımlarımı büyütmeyi ve oldukça güzel paralar kazanmayı başardım. Çok çalışkan bir aykırı yatırımcı olmanın meyvelerini topladım.

Eğer haddini aşmak istiyorsan sadece uzlaşmamak ve aykırı düşünmek yetmiyor. Başkalarıyla uzlaşmamak ama sonunda haklı çıkmak herkesten fazla çaba göstermeni gerektiriyor.

Evet, herkesin seni yetersiz bulduğu bir becerinin üzerine gidip, kendini sürekli olarak geliştirerek sonunda olağanüstü performanslar ortaya koymak, uzlaşmamanın en güzel şovlarındandır. Ama o beceriyi geliştirmek için herkesten daha fazla çalışmalısın.

Evet, başkalarının sadece problemlerden yakındığı yerlerde sen fırsatlar görüyor, problemin çözümü için fikirler üretip, yeni işler kuruyor, ürünler geliştiriyorsan sen iflah olmaz bir uzlaşmaz girişimcisin. Ama asla unutma, girişimcilik hayatta kalkışılabilecek en sert mücadelerlerden birisidir.

Evet, binlerce yıldır üzerinde hiç tartışılmadan inanılan dogmalara karşı çıkıp, araştırmalarla, deneylerle, tez-antitez-sentez döngüleriyle yeni bilimsel gerçekleri ortaya koyuyorsan sen uzlaşmaz bir bilim insanısın. Ama iyi bir bilimsel insanı olmanın gerektirdiği fedakarlıkları hayal bile edemezsin.

Evet, toplum tarafından dışlanan, küçümsenenen, temel haklardan bile mahrum bırakılan insanlara sahip çıkıyor, onlara yardımcı oluyor ve haklarını savunuyorsan sen uzlaşması imkansız bir hümanistsin. Ama tarih boyunca hümansitlerin başına neler geldiğini bir incelersen, ne kadar cesur olman gerektiğini daha iyi anlarsın.

Ve evet, içinde yaşadığı mahallenin sana dayattığı hayat tarzına razı olmayıp, kendi seçimlerini yapıp, kendi kafana göre takılıyorsan sen uzlaşmaz bir özgürlükçüsün. Ama mahalenden dışlanmanın seni iteceği yalnızlığı göğüslemeye de hazır olmalısın.

Eğer başkaları ile uzlaşmamaya niyetlisen onlardan çok daha fazla çaba göstermeli, daha fazla çabalamalı, daha güçlü olmalı ve daha çok öğrenmelisin.

Genel kabul gören doğruların yerine kendi tezinizi koyuyorsan o tezin haklı çıkıp çıkmayacağını deliler gibi araştırmalı, gelişmeleri yakından takip etmeli ve karşı tezleri anlamak için de büyük çaba harcamalısın.

Çünkü çoğunluğu haksız çıkartmak hiç de kolay değil.

Zaten kim haddini aşmanın kolay olduğunu söylüyor ki?