Sigmund Freud’dan 4 Büyük Hayat Dersi

Nörolog, psikolog, yazar ve psikanaliz biliminin kurucusu, insanları kendileriyle yüzleştiren bir dehadır Sigmund Freud.

Bugünkü yazımda Freud’dan 4 önemli hayat dersini, kendi yorumlarımla anlatıyorum.


1. ’’Bir gün dönüp geçmişe baktığınızda, mücadelelerle geçen yılların hayatınızın en güzel yılları olduğunu fark edeceksiniz.’’

Çoğumuzun kaçındığı bir davranış biçimi ‘’mücadele etmek’’.

Ya da Freud’un bakış açısı ile; birçoğumuz kaçınıyoruz en güzel yıllarımızı yaşamaktan.

Oysa hayallerimiz, arzularımız, sevdiklerimiz için mücadele ettiğimizde bir anlam kazanır hayatımız.

Gitmemiz gereken yollar vardır. Bizi biz yapacak yollardır bunlar. O yolda yürüdükçe güçleniriz. O yol öğretir bize yaşamı.

Size bir hikaye anlatmak istiyorum. Mücadele ederek yaşamanın ne denli önemli olduğunu anlatan bir hikaye bu:

Bir gün bir adam yolda yürürken bir koza ilişir gözüne. Yaklaştıkça görür ki kozada bir delik vardır, içindeki kelebek bu küçücük delikten çıkmaya çalışıyordur.

Kelebek biraz mücadele ettikten sonra durur, hareket etmez.

Adam kelebeğin ancak bu kadar ilerleyebilecek gücü olduğunu düşünüp acır ve kozayı keserek kelebeğin çıkması için deliği büyütür.

Kolayca dışarı çıkar kelebek. Adam ise iyilik yaptığını düşünerek mutlu olur.

Fakat kelebekte bir sorun vardır. Bedeni çok büyük, kanatları ise kuru ve buruşuktur.

Adam, kelebeğin kanatlarının düzeleceğini umut ederek onu izlemeye devam eder. Ancak kelebekte hiçbir değişiklik olmaz.

Zavallı kelebek kocaman bedeni ve bedenini taşıyamayan, uçmasına engel olan o kuru ve buruşuk kanatlarla yaşamaya mahkum olur.

Halbuki adam kelebeğin mücadele etmesine izin verseydi, kelebeğin yaşam sıvısı bedeninden kanatlarına doğru akacaktı ve kozadan çıktığı anda uçabilecekti.

Hayat da böyle işte.

Yorulduğumuz anlar olacak elbet, çaresiz hissettiğimiz, pes etmek istediğimiz…

Ama sonunda düzelecek her şey.

Bu yüzden kaçmamak gerek yaşamdan. Yaşamı izlemek yerine, yaşamaya cüret edip mücadele etmek gerek. Çünkü çok güzel şeyler olacak sonunda, kanatlanacağız ve istediğimiz yere uçacağız.


2. ‘’İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır: İşini sevmesi ve hayatı sevmesi.’’

‘’Yapmak istediğim gerçekten bu mu?’’, ‘’sayılı günlerimi bu şekilde mi geçirmek istiyorum?’’ diye sormuyor insanlar kendilerine.

Ve bu soruları sormadan çalışan kişiler eninde sonunda bir mutsuzluk, sıkışmışlık çukuruna düşüyorlar.

Kimisi çabalıyor çukurdan kurtulmak için, kimisi de teslim olup o daracık çukurda yaşamaya devam ediyor.

Sevmeyerek yaptığımız (ya da yaparken sevmediğimiz) bir işte başarılı olmamız çok zor. Hadi olduk diyelim, bu kez de mutlu olmamız çok zor.

Ancak insanın içinden gelerek, keyifle yaptığı işler her zaman başarı ve kalite getirir. İşini sevdiğinde hayatı sever ve böylece sağlıklı bir yaşam sürmesi mümkün olur.

Bunu yapmak kolay mı? Hayır, çoğunlukla değil.

Ama dedik ya hayat mücadeledir diye. Mücadelelerin en güzeli de sevdiğimiz ve anlamlı bulduğumuz işi yapmak için ettiğimiz mücadele değil midir?


3. “Söz” ile “sihir” başlangıçta aynı şeylerdi. Kelimelerin sihirli güçleri vardır.’’

Seçtiğimiz her kelimenin bir sonucu var. Seçtiğimiz her kelime hayatımızın akışını, insanlarla olan ilişkilerimizi belirliyor. Seçtiğimiz her kelime başkalarına kim olduğumuza ve düşünce yapımıza dair fikirler veriyor.

Andrew Newberg ve Mark Robert Waldmen’in yazmış oldukları ‘’Kelimeler Beyninizi Değiştirebilir’’ kitabında, pozitif kelimelerin beynimizin ön lobunu geliştirdiğini söylüyorlar. Ön lobun gelişmesi demek ise doğru kararlar alma ve karmaşık problemleri çözme becerilerinin gelişmesi demek.

Negatif kelimelerin ise stres hormonları seviyesini arttırdığını söylüyorlar. Yani gün içinde kullandığımız her bir olumsuz kelime, o an farkında olmasak da zihinsel ve fiziksel sağlığımızı önemli ölçüde etkiliyor.

Asla hafife almamak lazım kullandığımız kelimeleri.

‘’Yapamam’’ dediğimizde içimizdeki potansiyeli öldürüyoruz.

‘’Her şey çok berbat’’ dediğimizde iyi olan her şeyi uzaklaştırıyoruz kendimizden.

‘’Güvenmiyorum’’ dediğimizde sonuna kadar yanımızda olabilecek kişileri uzaklaştırıyoruz.

‘’Sıkılıyorum’’ dediğimizde daha da artıyor can sıkıntımız.

Evet, kelimeler tahmin edemeyeceğimiz kadar güçlü.

Bu yüzden kullandığımız her bir kelimenin farkında olmalı, kullanmadan önce durup ’Bu kelime benim hayatımı nasıl etkileyebilir?’’ diye düşünmeliyiz.


4. "Güçsüz olduğumuz noktayı kabullenerek kendimizi güçlü kılabiliriz. Buna benzer Nietzsche’nin "Çelişkilerimiz, umutlarımızdır." sözü de hayatın bir gerçeğidir."


Güçsüz ve zayıf yanlarımızı görmezden gelmeye çok eğilimli canlılarız. Kendimizi kandırırız, kabullenemeyiz bir türlü onları.

Ayrıca zordur insanın güçsüz yönlerini keşfetmesi. Kendisini tanımasını, keşfetmesini gerektirir bir kere. Çoğu zaman acı veren bir süreç olabilir. Zaten bu yüzdendir kendine yabancı bu kadar insanın olması.

Ancak kendimizi tanımak ve güçsüz yanlarımızı kabullenmek, belki de kişisel gelişimimiz için atacağımız en önemli adımlardan.

Çünkü ancak o zaman doğru kararlar alabilir, doğru davranışlar sergileyebilir ve güçlü yönlerimizi daha da parlatabiliriz.

O zaman hayatı daha başarılı ve anlamlı bir yaşam sürebiliriz.

2,054 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör