top of page

Haddini Aş Hikayeleri 106: Everest'in Zirvesinde Bayrağımızı Dalgalandıran Türk Nasuh Mahruki

Güncelleme tarihi: 31 Mar 2023

Eylül ayının son günleri..


Yeni podcast konuğumuz sevgil Nasuh Mahruki ile tanışmak için Etiler’in en işlek caddelerinden birinde kendine has doğallığını korumuş bir evin önündeyiz Bora ile.


Aile yadigarı evin yıllara meydan okuyan heybetli bahçe kapısını çalıyoruz. Yüzünde pırıltılı bir gülümsemeyle karşılıyor bizi. Oradaki tek müstakil ev diye tembihlemişlerdi ama her köşesi bir tapınağı andıran şiir gibi bir evle karşılaşacağımı hiç aklıma getirmemiştim.


"Bahçeden dolanıp müzeye geçeceğiz", diyor. Bahçe dediği yer içine bir kaç büyük ev daha alabilecek kadar geniş bir arazi. Meyve ağaçlarının arasından yürürken tavşanlarla, tavuklarla, kedilerle karşılaşıyoruz.. Her biriyle arası sıkı fıkı. “Ben hayvanlarla doğanın içinde büyüdüm. Çocuklarımız da öyle büyüsün istedik” diyor.


Nasuh’un çalışma alanı olan; kitaplarını yazdığı, konuşmalarını ürettiği, bazen sadece kendisiyle kalıp düşündüğü ve müze diye adlandırdığı o büyük salondan içeri girdiğimizde muazzam bir hatıralar fabrikası ile karşılaşıyoruz.


Binlerce plaket, madalya, teşekkür mektupları, Nasuh’un dağda tuttuğu günlüklerden sayfalar, gazete küpürleri, Everest’e çıktığında giydiği kıyafetler.. Bora ile hayranlıkla salonu keşfederken; en eskisinden en yenisine her ayrıntıyı, her hediyeyi, her bir teşekkürü saklamış bu koca yürekli adamın, bugüne dek yaptıklarını ne denli büyük bir tutkuyla gerçekleştirdiğini daha iyi anlıyoruz.


Hikayesini dinlerken alçakgönüllülüğüne şaşırıyorum. Everest’i iki kez fethetmiş, 7 Zirveler Projesini ölümden dönme pahasına tamamlamış, Kar Leoparı, 99 depreminin kavurucu acısında tanıdığımız canı pahasına yüzlerce insanı kurtararak yüreklerimize su serpen AKUT gönüllülerin lideri değil sanki.. Öylesine mütevazi.. Bizden biri..


Nasuh’un çocukluğu; büyükbabasının 60 yıl önce yaptırdığı bu evin bahçesinde; kertenkele, kaplumbağa, keklik besleyerek ve doğanın sunduğu tüm nimetleri kucaklayarak geçiyor. Doğaya olan aşkı o günlerde doğuyor.. Öyle hareketli bir çocuk ki dut ağaçlarının tepelerinden zorla eve sokuyorlar onu. Tabi sürekli ağaçlara tırmanan bu deli dolu çocuğun günün birinde dünyanın en zorlu zirvelerine tırmanacağını, kendisi de dahil kimse tahmin etmiyor.

Bilkent Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandığında babası gururla omuzlarını sıvazlıyor. O dönem henüz çok yeni kurduğu uluslararası nakliye firmasının başına geçecek ileride Nasuh. Biraz öğrensin bakalım iş hayatını.. Nasuh da razı bu duruma. Ta ki üniversite ikinci sınıfta okulun koridorlarına asılı “Dağcılık Kulübü Kuruluyor” başlıklı bir kağıt parçasının peşinden heyecanla sürüklenip hayatının bundan sonrasını değiştirmeye karar verene dek.. İnsan tutkuyla sarıldığı bir amaç bulduğunda gözü kapalı sarılıyor ona.


Masum bir ilanın peşinden başlayan bu yolculuk onu; yaşamına anlam katan dağcılık, dalış, yamaç paraşütü, mağaracılık gibi bir çok farklı doğa sporuna, ana tanrıça denilen Everest’e, dünyanın en zor dağı denen K2’ye, yaşamımın en değerli anları dediği göçük altından kurtardığı canların nefesine götürüyor.


Onu can kulağıyla dinlerken, her biri ders niteliğindeki tüm yaşam deneyimlerini yazmaya kalkışmanın sınırsızlığını hissediyorum. Bir de tabi haddini aştığı bir çok özel yaşanmışlık anını; bugüne dek yazdığı, her birinde yer alan gerçek hikayelerle adeta bir kişisel gelişim şölenine dönüşen 7 kitabında ve yapımcılığını üstlendiği belgesellerde şeffaflıkla paylaştığından, onun kaleminden dökülenler varken hikayesini yeniden yazma fikri sığ geliyor bana bir anda. Kim bilir bu aşamada belki de ben haddimi aşmış olmaktan korkuyorum.


İşte bu nedenle, yazının gerisinde, hepimize ilham vereceğine inandığım gerçek yaşam kesitlerini Nasuh’un kaleminden (arada kendi yorumlarımı ekleyerek) paylaşmayı seçiyorum.


Bir Şeyi Gerçekten İstiyorsan, Cesaretle ve Kararlılıkla Dene: Khan Tengri Dağı Tırmanışı


“Mezun olamama çok az zaman kala dağcılık kulübünde tanıştığım, okulumuzda misafir profesör olarak bulunan ve Leningrad Üniversitesi dağcılık kulübü üyesi Dimitri Korotkin ile yaptığımız sohbetler önümde yepyeni, yabancı, ürkütücü ama bir o kadar da cazip bir kapı açtı: Dünyanın en güzel dağlarından biri kabul edilen 7010 m.’lik dev Khan Tengri piramidini tırmanmak…


İşin ürkütücü yanını, bilinmezliğini düşünmedim bile. O güne dek 4000 metreye yaklaşan Kaçkar ve Erciyes’e çıkmıştım. Metabolizmamın yüksek irtifaya nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordum. Ve dahası yüksek irtifa dağcılığı hakkında, tırmanırken müthiş bir soğuk ve git gide azalan oksijen tehlikesi dışında en ufak bir fikrim yoktu. Bu tırmanışa karar verdiğimde benimle gelmeyi düşünen yedi sekiz dağcı vardı ama tarih yaklaştıkça hepsinin bir engeli çıktı ve sonunda o uçağa yalnız ben bindim. Artık tek odaklanmam gereken şey Khan-Tengri’ydi.


Khan-Tengri, zorlu, soğuk, yüksek ve o güne dek kendimle girdiğim en büyük mücadeleydi. 6400 m.’de kırılan kramponum, onu iple ve telle bağlayıp tırmanışa devam edişim ve sonunda zirvede bitkin bir acıya bulanmış mutluluk ve başarıyı aynı anda yaşamak.. Dönüş yolunda tamamen parçalanan kramponum nedeniyle tek kramponla indiğim 1000 metre ve sonucunda hissedemediğim ayak parmaklarımın donmaya yüz tutması.. İki hafta acıdan yürüyememek ve bir buçuk ay parmaklarımın yerinde olup olmadığını hissedememek Her şey bir yana; Khan-Tengri’ye çıkan ilk Türk dağcısı olmak, zirveye bayrağımızı dikmek ve 1992 yılında henüz 24 yaşındayken Türkiye’nin en başarılı dağcısı seçilmek hepsine değdi.”


Bunları anlatırken sevgili eşi Mine kahve getiriyor bize. Hayatımda ilk kez ballı kahve içen birini görüyorum. Sanırım ilklerin kahramanının bir sınırı yok. Khan Tengri tırmanışını “Bir Dağcının Güncesi” isimli kitabında altını çizdiğim şu paragrafla özetliyorum size:


“Doğrusu düşünüyorum da, Khan Tengri'ye çıkıp çıkmamak çok önemli değil. Neticede performans, antrenman ve metabolizma işi. İyi hazırlanan ve vücudu reddetmeyen her dağcı uygun hava koşullarında çıkabilir, ancak Türkiye'den tek başına kalkıp da buralara gelme kararlılığını ve cesaretini göstermek bence daha önemli. Bunu yapmış olmak kendime saygımı artırıyor.”


Daha Önce Denenmedi mi? Şartlanmalardan Kurtul, Düşünceni Özgürleştir: Kar Leoparı


Nasuh, Khan Tengri tırmanışı sırasında tanıştığı Rus dağcılardan Kar Leoparı ünvanını ilk kez duyarak müthiş bir heyecana kapılıyor. Ünvanı alabilmek için Sovyet Asya’da bulunan 7.000m’den yüksek beş dağı tırmanması gerek. Daha önce bu ünvanı alan bir Türk yok. Üstelik bu zorlu 5 dağın bir tanesi var ki ismi Pobeda, onun zirvesine tırmanmayı deneyen her 6 dağcıdan 1 tanesi maalesef ölüme teslim oluyor. Bu noktada yine sözü Nasuh’a bırakıyorum:


“1993 Şubat’ında Elbruz dağının ilk Türk kış tırmanışı için Kafkasya’ya gittim. Bölgede alışılmadık kadar çok kar ve çığ tehlikesi vardı. Yanımda Elbruz’a daha önce 8 tırmanmış olan Nikolay da daha önce bu kadar kötü hava ile karşılaşmamış. Bizi devirecek kadar kuvvetli esen rüzgar, cam kadar sert buz, donmak üzere olan burnum, hissizleşen parmaklarım ve hayatımda yaşadığım en müthiş soğuk. Tırmanışı zorlayıp sonunda zirveye ulaşıyoruz. Tam anlamıyla bitmiş durumdayım, içinde bulunduğum durumun bir adım sonrası baygınlık, o halde nasıl ayakta durabildiğime bugün bile şaşırıyorum. Şimdi düşünüyorum da, hayatımda ilk defa inatçılığım beni korkutuyor, 5300 m.’den geri dönmeliydik. Yine de başarmış olmanın muhteşem hazzına bırakıyorum kendimi..


93 yazında Kar Leoparı ünvanı için 3 dağa daha tırmandıktan sonra, gözümü hepimizi en çok korkutan zirve olan Pobeda’ya dikiyorum. Aslında tırmanışı 94’e bırakmıştım. Ama Lenin tırmanışı sonrası yükselen özgüvenimle hemen denemeye karar veriyorum. Ancak kötü hava koşulları beni 6800 m’den geri dönmeye zorluyor. Pobeda ile tekrar buluşacağız, henüz tam anlamıyla dostluğumuzu pekiştiremedik.”


Bir yenilgiye teslim olmak mümkün mü? Nasuh ertesi yıl, bir öneceki denemesinde çıkamadığı Pobeda’ya tek başına tırmanıyor ve zirveyi gördüğü anı şöyle yazıyor kitabına: “Zirveye yaklaşıyorum, bir adım daha, bir adım daha ve artık ben dağım, rüzgarım, karım, soğuğum, dağ ben, kaya ben, buz ben: BEN KAR LEOPARIYIM…”


Hedefini Belirle, Ona Odaklan Ve Stratejini Oluştur: Ana Tanrıça Everest ve Yedi Zirveler


Ekim 94’te Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde şöyle yazıyor Nasuh: “Eski SSCB’nin en yüksek dağları için üç yıl uğraştım. Seneye Himalayalar’da 8848 m.’lik dünyanın en yüksek dağı Everest’i deneyeceğim. Bakalım, iş dağın beni kabul etmesinde, gerisi yalnızca tırmanış…”


Kar Leoparı ünvanı sonrası Everest’i hedefleyen bu tırmanışa hazırlanmak için yaklaşık bir yılını hem dağlarda hem de şehirde (Bebek yokuşunu bisikletle çıkıp, her gün 25 km bisiklet kullanmak gibi) yoğun antrenmanlarla geçiriyor.


Bir taraftan da Everest’e tırmanmanın ciddi maliyetini üstlenecek bir sponsor arıyor. Tanıdığı tanımadığı herkese, dönemin başbakanı da dahil, Everest’e çıkan ilk Türk olmak istediğini belirttiği bir mektup yazıyor. Ne tuhaftır ki mektuplarının bir çoğu cevapsız kalıyor. Neyse ki Yapı Kredi Bankası ile sponsorluk anlaşmasını yaparak dünyanın zirvesine doğru 40 dağcı ile yola çıkıyor. Bu dağcıların yalnızca 7 tanesi tırmanışı tamamlıyor..


Biri 95 diğeri 2010 olmak üzere Everest’i iki kez fethetmiş Nasuh’un “Bir Hayalin Peşinde” kitabında yazdığı satırlara bırakıyorum sözü yine:


“Everest’in zirvesine Türk bayrağını dikerken tarifsiz bir mutlulukla hüngür hüngür ağlıyorum. Dünyadaki herşeyden büyük bu kütlenin zirvesinde, kumsalda bir kum tanesi kadar küçük bu bedenin ne kadar değersiz, önemsiz olduğunu ve iç disipliniyle, kararlılığıyla, tutkusuyla, sınırlarını zorlayarak hayallerinin ötesine geçen bu insancığın ne kadar değerli olduğunu görüyorum. Yaşamımda sorun ettiğim pek çok şeyin ne kadar anlamsız ve boş olduğunu, herşeyin ben olduğumu ve benim hiçbir şey olmadığımı, burasının son değil daha başlangıç olduğunu, yaşamanın çok ama çok güzel olduğunu ve dünyanın güzelliklerle dolu olduğunu fark ediyorum.


Doğum günümde, Ana Kampa indiğim gün, beni sarsan bir şey fark ediyorum. Ben, bir daha asla 27 yaşında olmayacağım. Herakleitos`un “Phanta rhei”`si, (her şey akar) zihnimde zonkladıkça, bu yaşamda daha da acele etmem gerektiğini düşünüyorum. Bazen sanki zaman hızla akıp gidiyor gibi bir duyguya kapılıyorum, ama bu beni korkutmuyor, yalnızca arkamda yarım kalan bir şey bırakmak istemiyorum ve Japonların “kayzen” sözüyle ifade ettikleri, iki günü birbirine benzeyen ziyandadır, düşüncesiyle, Erasmus`un “Festina lente” öğüdünü tutup, ağır ağır acele ediyorum.”


Nasuh Everest tırmanışıyla başlayan 7 Zirveler Projesini (7 kıtanın her biri farklı yükseklikteki yedi zirvesini tırmanmak) yazdığı gibi ağır ağır acele ederek tamamlayarak; 96’da dünyanın yedi zirvesini fethetmiş en genç dağcısı ünvanını hak ediyor.


Riski Tahmin Et, Gerektiğinde Durmasını Bil: Dağların Dağı K2


2000’de Nasuh, Dağların Dağı denilen, zirvesine çıkan her 3 kişiden 1’inin yaşamını yitirdiği, fiziksel olarak son derece zorlayıcı olan K2 zirvesini hedefliyor. Ve bu tırmanışta ölümün dondurucu gerçeğine ilk kez bu denli yakınlaşıyor. Daha sonrasında “Yeryüzü Güncesi” kitabında bu olayı şöyle anlatıyor:


“Zirveye tahminizden geç ulaştığımız için geri dönüşte hava karardı ve birbirimizi 8200 metrede kaybettik. Dönüş yolunda gücüm tükendi. Ara kampa 200 m kalmıştı, ama öylesine yorgundum ki risk almayıp 55 derece eğimli bir buzulun üzerine oturdum. İnsan durması gerektiği yeri bilmeli. Yorgunluktan bayılmışım. Bir kaç kez uyandığımda, kaymamak için kramponlarımı yanlamasına buzula takmış ve kazmamı buza saplamış halde uyurken buldum kendimi. Bir kaç kere de kazmam kendi kendine gevşeyip saplandığı yerden çıktığı için, aşağıya doğru kayarken uyanıp, can havliyle hemen kazmamı saplayarak uyumaya devam ettiğimi hayal meyal hatırlıyorum.


Ama gün doğdu. İnsanın kemiklerine kadar işleyen soğuğa ve oksijensizliğe rağmen tamamen tükenmiş bedenimle buzun üzerinde bütün gece dayandım, kampa indim ve hala yaşıyorum. Herşey bir yana, bundan daha önemli ne olabilir ki?”


Doğa Filozofu


Bizler Nasuh’u 1999 yılında 45.saniye içinde yerle bir olan ve yaklaşık 17.000 kişiyi kaybettiğimiz Marmara Depremi’nde tanıdık. 96’da sadece 7 gönüllü dağcıyla birlikte kurduğu Türkiye’nin ilk arama kurtarma ekibi AKUT o dönem gece gündüz göçük altından çıkarttığı her bir yaşamla bize umut etmenin, birlik olmanın muazzam gücünü kanıtlamıştı. Nefes aldığımız sürece umut vardı.


Tam o günlerde annesini kaybeden ve can kurtarma aşkıyla annesinin cenazesine katılamayan Nasuh, bu ülkenin insanlarına sivil toplum örgütlenmesinin gücünü ilk kez göstermişti. Türkiye’de bugün binlerce aktif STK varsa bu meşaleyi yakanlar Nasuh ve onun gibi aydınlık sosyal girişimcilerden başkaları değil..

Nasuh Türkiye, İran, Pakistan, Hindistan, Nepal, Sıkkım, Tibet, Bhutan, Moğolistan ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerine motosiklet yolculukları yapmış bir seyyah.


Nasuh liderlik, takım çalışması, kişisel gelişimle ilgili seminerler veren bir konuşmacı.


Nasuh çocuklara Doğada Liderlik kampları düzenleyen bir baba.


Bana göre ise Nasuh insana, hayata, doğaya dair keşfettikleri hiç bitmeyecek bir “Doğa Filozofu”. Öyle olmasa son kitabı “Kendi Everest’inize Tırmanın”dan alıntıladığım aşağıdaki satırları yazabilir miydi? Bilmiyorum.


“Bizi yavaşlatan ve durağanlaştıran, kendimizi tekrar ettiren şeyleri hayatımızdan uzaklaştırmalı ve kendimizi özgürleştirerek, yaşamın sonsuz olasılıklar okyanusuna cesaretle dalmalıyız.”


“Güçlerinin asıl kaynağının kendi içlerinde olduğunu anlayan insanlar, dışarıdan daha az şeye ihtiyaç duyarak yaşamda büyük işler başarabilirler. Bu güç , yaşama karşı ne denli tutkulu olduğumuza bağlıdır.”


"Eğer tatmin etmeniz, bir şeyler ispat etmeniz gereken şey kendi ruhunuzsa işiniz çok zor, çünkü kendinizi kandıramazsınız, mutlu olmak için gerçekten daha iyi olmak zorundasınız.”


“Ölçemediğimiz hiçbir şeyi yönetemezsiniz. Buna kendi hayatımız da dahildir. Hedefimizle aramızdaki mesafeyi azaltabilmek için değişim ve gelişimimizi düzenli olarak takip edebilmeliyiz.

939 görüntüleme2 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

2 Comments


Özlem Gülay
Özlem Gülay
Nov 07, 2021

İnsanı kendine getiren muazzam bir isim çok iyi bir hikaye ve sunum insana neler neler düşündürüor 💥 Pınar Hn kaleminize sağlık çok keyifli sizden okumalar şöleni 💫 Çok teşekkürler

Like

Emrah Öztürk
Emrah Öztürk
Nov 07, 2021

Mükemmel 👏🏻 biter bitmez 3 kitabı da sipariş ettim. Pınar hanım hikayeleştirmeniz harika.

Like
Yazı: Blog2_Post
bottom of page