Haddini Aş Hikayeleri 28: Christoph Niemann

En son güncellendiği tarih: 9 Kas 2020

Bugün yaratıcılık, yenilikçilik, sezgisellik, inovasyon gerektirmeyen iş kolları yavaş yavaş insan dışı alana doğru kayıyor. 10 yıl içinde, şu an icra etmekte olduğumuz mesleklerin birçoğunu zaten yapay zekaların, insansız teknolojilerin yapıyor olacağı söyleniyor her yerde.

Hal böyle olunca, yaratıcılık bugünün ve yarının en kritik yetkinliklerinden birisi diyebiliriz.

Herkesin gördüğünü görmek, fakat daha önce kimselerin düşünmediğini düşünmek ve daha önce hiç kimsenin yapmaya kalkışmadığını yapmak… İşte bunu yapabilenler tam anlamıyla geleceğin iş dünyasının parlayan yıldızları, en çok ihtiyaç duyulanları olacak.

O yüzden bu yazımda belki yaratıcı yönünü geliştirmek isteyenlere ilham olur diyerek bugüne kadar gördüğüm en yaratıcı, çizginin dışında düşünebilen insanlardan biri olan Christoph Niemann’ı, düşünce tarzı ve ürettikleri eserlerle birlikte tanıtmak istedim.

Niemann, illüstratör ve grafik tasarımcı kimliğiyle ön plana çıksa da yazarlık da yapıyor. Yıllardır The New Yorker, Time, The New York Times gibi dergilerin kapak tasarımını yapıyor.

Kendisi 1970 Almanya doğumlu. Sanat eğitimini Stuttgart Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ‘nde tamamlıyor. 1997 yılında ise New York ‘a taşınıyor.

‘’Almanya’nın Güneybatısında büyürken hep çizim yapardım. Tüm mesele eylemi ve orantıyı tutturmaktı. Dinamik şeyler çizmekte. Tüm hedef buydu. Aşırı gerçekçi, mükemmel resme ulaşmak. Ve beni sanat okuluna yönlendiren heves de buydu.’’

Christoph, eserlerinde sadeliği benimseyen, favori tekniği ise soyutlama olan bir sanatçı.

Dergi kapaklarına baktığınızda neden bir başlık, bir yazı, bir hikâye olmadığını görüyorsunuz. Zaten anlatılmak isteneni çizimleri ile karşı tarafa o kadar aktarıyor ki, gerçekten de tek bir açıklamaya dahi gerek duymuyorsunuz.



Günlük çalışma r

i
n
ise şöyle açıklıyor:

”Saat 9 ile 6 arasında olan her şey, işle ilgilidir. Genellikle tek başıma çalışırım. Masamda oturur, çizer ve dizayn ederim. O kadar kontrol manyağıyım ki her oturduğumda sanat yaratmak için mükemmel formülü bulmaya çalışırım. Fakat işler öyle yürümüyor. Kavrayışı biraz acı verici.Çünkü nihayetinde olayın büyük bir kısmı kağıda bakmak. Ve çılgınca anların yaşanacağına inanmak zorundayım.”

Saatlerce ilham gelmesini bekleyen sanatçılardan değil anlayacağınız. Her gün masaya oturup bir şeyler üretenlerden. Ve asıl önemli olanın bir şeyin olma ihtimalini yaratmak olduğunu söylüyor.

”Her fikir, çok spesifik miktarda bilgi gerektiriyor. Bazen çok fazla detay, bazen çok fazla gerçekçilik. Bazen ise sadece bir çizgi veya bir piksel. Ama her fikrin, bu ölçekte bir yeri var. Mesela aşkın sembolü olarak bir kalp çiziyorsunuz. Eğer bunu kırmızı bir kare olarak resmederseniz, kimse ne dediğinizi anlamaz ve çuvallarsınız. Eğer gerçekçi yaparsanız ve gerçekçi kalp çizerseniz… Etten, kandan ve pompalayan…