Sahip Olma, Var Ol!

Güncelleme tarihi: 5 Kas 2021

İnsanlar ikiye ayrılırlar:

1. Kendilerini sahip oldukları nesneler ve şeyler ile tanımlayanlar.

2. Kendilerini yaşadıkları ve yaşattıklarıyla, duygu ve düşünceleriyle, yaşam anlayışları ile tanımlayanlar.

Birinci gruptaki insanlar nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlar. Bu insanlar, ne kadar çok şeye sahip olur ve ne kadar çok tüketirlerse o kadar mutlu olacaklarını düşünürler. Sahip oldukları şeylere sıkıca sarılır, onlardan uzakta kendilerini güvensiz ve işe yaramaz hissederler.

İkinci gruptakiler ise gerçeğin peşinde olan insanlardır. Yeni fikirler peşinde koşarlar, keşfetme arzusuyla dolup taşar yürekleri. Bu yüzden çekinmeden yeni ortamların, yeni insanların, yeni işlerin arasına atarlar kendilerini. Yeteneklerini ve kim olduklarını keşfederek yaşarlar.

Bir yanda ‘’sahip olanlar’’, diğer yanda ‘’var olanlar’’.

Bu yazıyı yazma amacım, içinde bulunduğumuz bu hız ve tüketim kültüründe, açgözlülüğün ve bencilliğin virüs gibi yayıldığı şu günlerde, gerçek ve önemli olanı hatırlatmak, insancıl zenginliklerimizin üzerine gitmeye sevk etmek.

Ve bu kültür sizi biraz olsun rahatsız ediyorsa, gelin dertleşelim.

Erich Fromm ‘’Sahip olmak ya da olmak’’ kitabında adeta günümüzü özetleyen şu ifadeleri kullanıyor:

Sahip olmak tek hedef olunca, insan giderek daha açgözlü ve ihtiras sahibi olur. Çünkü ne kadar çok şeyi olursa, o kadar mutlu olacağını sanır. Böylelikle kişi herkese karşı düşmanlık beslemeye başlar. Kandırmak istediği müşterileri, iflasa sürüklemeye çalıştığı rakipleri ve sömürmeyi arzuladığı işçileri, hep onun daha az şeye sahip olmasına yol açtıkları için, bencil kişinin düşmanıdırlar. Bu tür düşünen bir insanın arzuları sonsuz olduğu için, hiçbir zaman rahat ve huzur