Haddini Aş Hikayeleri 34: Lev Nikolayeviç Tolstoy

En son güncellendiği tarih: 9 Kas 2020

”Zor zamanlar geçiriyorsanız, sevdiklerinizi kaybetmekten dolayı acı çekiyor ya da gelecekten korkuyorsanız, hayatın sadece şimdiki zamandan mevcut olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Tüm düşünce ve hatıralarınızı şimdiki zamana yöneltin. Böyle yaptığınız taktirde geçmişe ait tüm acılarınız, geleceğe dair tüm endişeleriniz yok olur gider, mutluluğu ve özgürlüğü duyumsarınız.”

Hayatını yaşam üzerine düşünerek,”Ben kimim? Neden yaşıyoruz? Yaşamın anlamı ne? Yaptıklarımın ve yapacaklarımın sonucunda ne olacak?” sorularıyla geçiren, tüm zamanların en büyük yazarlarından sayılan Tolstoy söylüyor bunları.

Savaşlar görmüş, çok fazla kötülüğe şahit olmuş, sevdiklerini kaybetmiş ama kalbini her zaman temiz tutmayı başarmış ve her zaman gerçeklerin peşinde koşmuş bir yazar o.

Onun hayat hikayesini, düşüncelerini, sözlerini okuyunca eminim ki birçoğunuz içinde yaşadığımız dünyayı, kendi dünyanızı ve insanoğlunu bir kez daha sorgulayacaksınız.

Çocukluk ve Gençlik Dönemi

9 Eylül 1828’de oldukça varlıklı bir aile olan Prenses Mariya ve Kont Nikolay İlyiç Tolstoy’un dördüncü çocuğu olarak Moskova’nın güneyindeki Tula’da, Yasnaya Polyana Malikanesinde dünyaya geliyor.

Ailesinin s

syal durumu ve zenginliği, tüm çocuklarının hayatlarınca boyunca refah içinde yaşamasına yetecek kadardı.

Tolstoy henüz 2 yaşında bir çocukken annesini, annesinden 7 yıl sonra da babasını kaybediyor. Kimsesiz kalan Tolstoy’un bakımını ve eğitimini halaları üstleniyor.

1843 senesinde Doğu Dilleri okumak için Kazan Üniversitesi’ne giriyor ancak okulu bırakıyor. 2 sene sonra Hukuk Fakültesine başlasa da buradaki eğitimini de tamamlayamıyor. 19 yaşına geldiğinde Yasnaya Polyana Malikanesi’ne geri dönmeye karar veriyor.

Sosyetenin içinde eğlenerek, rahat bir şekilde yaşayabilirdi. Fakat para, mal, mülk ilgisini çeken şeyler değildi Tolstoy’un. Toprakla uğraşmak, köylülerle iç içe olmak, onları dinlemek, sorunları çözmek, daha iyi yaşam sürmeleri için çabalamaktı onun asıl derdi.

Yazmaya Başlaması

Bir süre malikanede yaşadıktan sonra Kafkasya’da subay olan abisinin yanına gidiyor. Burada halkı gözlemliyor, ne kadar zor şartlar altında yaşadıklarını görüyor. İlk hikayelerini de işte burada yazmaya başlıyor.

Kırım Savaşı’nda yer alıyor. Fırsat bulduğu her an alıyor eline kalemi ve gördüklerini yazıyor. Ve ilk eseri olan Çocukluk böyle ortaya çıkıyor.

”Sadece derin sevgisi olanlar, derin acıları hissedebilirler.” Çocukluk, Tolstoy

Bu öykü çok beğeniliyor ve dönemin çağdaş dergilerinde yayımlanıyor. Eleştirmenlerden de tam not alarak yazarlık kariyerine ilk adımını atmış oluyor 23 yaşındaki Tolstoy.

Birkaç sene savaşta bulunan Tolstoy, 1854’te Sivastopol’a topçu asteğmeni olarak gönderiliyor ve buradaki hislerini ve gözlemlerini ”Sivastopol Hikayeleri” adlı kitapta topluyor. Bu arada sağlığı bozulmaya başlıyor ve ordudan ayrılmaya, sadece yazarlık yapmaya karar veriyor.

”Kibir, kibir, kibir… Her yerde kibir. İçinde bulunduğumuz yüzyılın karakteristik özelliği ve özel bir hastalığı sanki bu?” Sivastopol Hikayeleri, Tolstoy

1857’de Avrupa seyahati sırasında eğitimsizlik sorunlarıyla ilgilenmeye başlıyor. Batı’da gördüğü yapaylığı, samimiyetsizliği ve maddeye aşırı düşkünlüğü eleştiriyor. Oradaki yaşam tarzını insanlık için tehdit olarak görüyor hatta.

“Bazı insanlar vardır, asla bir düşünce üzerine kafa yormazlar; o dönemde ne modaysa kendilerine onu seçerler”

Bu

ırada ülkesinde kölelik sistemi kaldırılıyor. Kasabasına döndüğünde toprak sahipleri ile eski köleler arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için yargıçlık görevine soyunuyor.

Yargıçlık yaptığı günlerde Sofya Bers‘e gönlünü kaptırıyor ve 1862’de evleniyorlar. Sofya’ya olan sevgisini ifade etmek için “hiç böyle aşık olacağımı düşünmemiştim” diyor.

Evli ve 13 çocuğu olan Tolstoy, hem toprakla uğraşıyor hem de yazıyor. Gelmiş geçmiş en önemli eserlerden sayılan Savaş ve Barış‘ı 1863’de yazmaya başlıyor. Hatta attan düşüp kolunu sakatlayıp yazamayacak hale gelmesine rağmen romanı karısının kız kardeşine yazdırarak devam ediyor. 1869 yılında romanı tamamlıyor.

“Herkes yalnızca kendi vicdanıyla savaşmış olsa savaş olmazdı.” Savaş ve barış, TOLSTOY

Daha sonra, 1873 senesinde Tolstoy, diğer büyük ve şahane eseri Anna Karenina’ya başlıyor ve bu romanı da 1877 senesinde bitiriyor.

”Yapılması gereken tek şey, hedefe doğru inatla yürümek. o zaman hedefime ulaşırım. çalışmanın ve harcanan emeğin bir anlamı olur. bu benim kişisel işim değil, burada söz konusu olan ortak refahtır. Tüm tarım, asıl önemlisi halkın tamamının durumu tümden değişmek zorunda. Yoksulluğun yerini, genel bir zenginlik ve bolluk, düşmanlığın yerini uzlaşma ve çıkar birliği almalı.” Anna Karenina

Bir gün Tolstoy dönemin genç edebiyatçılarla buluşup bir süre sohbet ettikten sonra gençleri az yazmakla, tembellikle suçluyor. Gençler ise ona aslında yazdıklarını ama yazdıklarının yayınlatamadıklarını söylüyorlar. Bunun üzerine ünlü dergilerden birisine gidip kapısını çalıyor. Yayıncı şöyle bir süzüyor Tolstoy’u, sıradan giyimine bakıp onun ünlü bir yazar olduğunu değil de eski grafomanlardan biri olduğunu düşünerek diyor ki: ”İyisi mi karalamayı bırakın siz. Yaşınız böyle şeyler için çok geç. Yeri gelmişken, daha önceleri bir şeyler yazdınız mı?”

<