Dolu Dolu Yaşama Sanatı

Güncelleme tarihi: 26 Oca

İnsanların, yıllardır hiç değişmeyen ortak bir fikri, yakındığı bir şey var: ‘’Yaşam çok kısa ve zaman çok hızlı geçiyor.’’

Sizi bilmem ama ben buna katılmıyorum. Bu konuya Romalı düşünür Seneca’nın çok beğendiğim, insana durup içinde bulunduğu yaşamı sorgulatan ifadeleri ile başlamak istiyorum.

Şöyle diyor Seneca:

‘’Aslında yaşam süremiz kısa değildir, tersine biz onun çoğunu boşa harcarız. Yaşam yeterince uzundur ve tümü iyi kullanıldığında büyük işler başarabileceğimiz uzunlukta, cömertçe verilmiştir. Ancak yaşam değerli bir amaç uğruna harcanmadığında, gevşekçe ve özensizce çarçur edildiğinde sonunda ölüm abanır ve geçişini fark etmediğimiz yaşamın geçip gittiğini görürüz. O zaman durum şöyledir; bize verilen yaşam kısa değildir, biz onu kısaltırız.’’

Ne dersiniz? Yaşam gerçekten kısa mı yoksa biz onu kullanmasını mı bilmiyoruz?

Hadi o zaman şöyle bir düşünelim: En son ne zaman gerçek amacınıza bir adım daha yaklaştığınızı hissettiğiniz işler yaparak, tutkuyla çalışarak geçirdiniz bir gününüzü?

Ya da en son ne zaman kendi kendinizin buyruğu altındaydınız? Kalbinizin en son ne zaman huzurla dolduğunu hatırlıyor musunuz?

Sebepsiz yere canınızı sıkarak, elinizde olmayan şeyleri değiştirmeye çalışarak, sevmediğiniz işler, sevmediğiniz kişiler için çabalayarak yitirdiğiniz zamanları hesaplayabilir misiniz peki?

Şöyle bir etrafıma bakınca gördüğüm şey tam olarak şu: Hayatımızın bir sonu olmayacakmış gibi yaşıyoruz. Zamanın yanı başımızdan akıp gitmesine izin veriyor, ona sanki hiç tükenmeyecek bir kaynak muamelesi yapıyoruz.

Daha iyi yaşayabilmek için işlerimiz sürekli fazlasıyla başımızdan aşkın. Kaygıyla geleceğimizin planlarını yaparken, şu an elimizde olanların kayıp gitmesine izin veriyor, yarınımıza güvenip bugünü harcıyoruz.